Sponsorlu bağlantılar


AnaSayfa » Tarih

31 Mart Olayı

31 Mart 2011 Hiç Yorum Yapılmamış

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır.

Cuma günü Şevket Paşa’nın verdiği ilerleme emri, Cumartesi günü hareket ordusunun İstanbul’u işgal etmesi ile sonuçlandı. Harbiye Nezareti’nde bulunan askerler kısa bir direniş göstermişlerse de gece onlar da Hareket Ordusu tarafından esir alındılar. Padişah ve Harbiye Nazırı Ethem Paşa askerin direniş göstermemesi için çabaladı. Askerler tek tek teslim oldular. Teslim olmayarak kaçanlar da oldu.

On ikinci gün asayiş sorununa el atan Hareket Ordusu, Dersaadet Jandarma Polis Genel Müfettişliğine tayin ettiği Miralay Galib’in imzasını taşıyan bir resmi ilan yayımladı. Buna göre, “Baği ve mürteci”lerin yenildiği şu sırada sükunet şarttı ve halkı heyecana verecek -fesatçı yazılar yazmak, heyecanlandırıcı sözler söylemek, sokaklarda koşmak gibi- davranışlarda bulunulmaması isteniyordu. Ayrıca, güneş battıktan bir saat sonra başlamak üzere sokağa çıkma yasağı konuyordu. Silah taşımak da yasaklanıyordu.

On Üçüncü Gün:88

İstanbul’da gazete çıkmadı çünkü on ikinci günü çarpışmalar yüzünden gazete idare haneleri çalışmadı. Bundan dolayı on iki ve on üçüncü günün olaylarını on dördüncü günün (25 Nisan 1909) gazetelerinden öğrenebiliyoruz. O gün çıkan İkdam, başyazı olarak Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girişini İstanbul’un ikinci fethi olarak tanımlıyordu. Bu fethin bir özelliği de ülkeyi istibdattan kurtarmak için önemli bir görev yapıyordu.89

Bundan sonra yönetim fiilen Hareket Ordusuna geçmişti. Devir tamamen değişmişti. Çeşitli bildiriler yayınlanarak İstanbul’da sükunet sağlanıyordu. Bu bildiriler sokağa çıkma yasağı (11 Nisan/24 Nisan 1909), Hareket Ordusu Kumandanı Birinci Ferik Mahmut Şevket Paşa’nın olayları özetleyen 12 Nisan (25 Nisan 1909) zafer bildirisi, sıkıyönetim, Hareket Ordusunun İT ile ilgisinin olmadığı (12 Nisan 1325) gibi konuları içeriyordu.

Mahmut Şevket Paşa’nın hükümete danışmadan sıkıyönetim ilan etmesi ve çeşitli bildirilerle yönetimi ele alması hükümeti boşluğa düşürmüştü. Yine, Şevket Paşa’nın isteği ile hükümet, kurulacak Harp Divanı’nın başına Tophane Nazırı Ferik Hurşit Paşa’yı atadı. İstanbul’da sanki iki başlı bir yönetim başlamıştı. Hükümet bu duruma bir son vermek için ertesi gün güvenoyu verilmezse, hükümetin istifa etmiş sayılması gerektiğini meclise bildirdi. Bu sırada yabancı elçiliklerden padişaha halini sormak için aracı gönderenler oldu. Meclis uzun tartışmalardan sonra sıkıyönetim ilan etmeyi kabul etti.90

On Dördüncü Gün:91

Şevket Paşa, yayınladığı resmi bildiride, hain ve canilerin cezalandırılacağını bildiriyordu. Bu ortamdan zarar görmek istemeyen bazı muhalifler yurt dışına kaçtılar. Bunların arasında Ahmet Cevdet, Ali Kemal, Rıza Nur, İsmail Kemal, Mısırlı Prens Aziz Paşa, Mevlanzade Rifat, Ahmet Celaleddin Paşa, Ergiri Mebusu Müfit, Kâmil Paşazade Said Paşa gibi kişiler de vardı.92

Alman kaynaklarına göre, bu olay sonunda İngiliz elçiliğinde derin bir hayal kırıklığı oluşmuştu. Gazetelerin yazdığına göre, Almanya’da sevindirici olan bu olaylar İngiltere için üzücü olmuştu. Bu durumlar ülkenin iç meselesinden dış ülkelerin nasıl menfaat elde ettiklerini görebilmek için önemli ipuçlarıydı. Tanin gazetesi o gün İstanbul’da değil Selanik’te çıktı ve geliri bir hürriyet anıtı yapılmasına ayrıldı. Hüseyin Cahit’e ait olması gereken önemli yazılar vardı. O gün Tevfik Paşa istifa zabtını padişaha göndermişti.93 Ancak bir süre sonra Sait Paşa ve Ahmet Rıza’nın bir tezkeresi geldi. Bu tezkerede Meclis-i Umumi kararıyla güven konusunda bir karara varılıncaya kadar görevden ayrılmaması rica ediliyordu. Tevfik Paşa bu ricayı kabul etti ve işgal altındaki Saraya giderek durumu Abdülhamid’e bildirdi. Tevfik Paşa göreve devam edileceğini diğer nazırlara da bildirdi.

O gün Harbiye Nezareti’nden Sadaret’e gelen bir yazıyla Nazım Paşa’nın bir mektubu sunuldu. Paşa, bu mektupta Hassa Ordusu Kumandanlığı’ndan affını istiyor ve iştigalat-ı resmiyesine son verdiğini bildiriyordu.

On Beşinci Gün:94 Abdülhamid’in Tahttan İndirilmesi

Bu şartlar içerisinde İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti ile ilişiği olanlar kaçmaya çalışırken İT taraftarları alay-ı vala ile şehre geliyorlardı.95 Milli meclis toplandı ve Abdulhamid II’yi tahttan indirerek yerine Mehmet V’i getirdi.96

Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi ve Fetva Emini Hacı Nuri Efendi ikna edilerek fetva alındı. Meclis, bu kararı onayladı ve V. Mehmet Reşat padişah oldu. Heyetler oluşturularak Abdülhamit’e ve Reşat’a durum bildirildi. Reşat Harbiye Nezareti’ne geldi ve Ayan ve Mebusan başkanlarının, ikinci başkanlarının, kabinenin bazı kumandanların huzurunda, Meclis başkanlarının “ihtarı” üzerine, Şeriatı, kanun-u esasi hükümlerini Meşrutiyet usulünü, milletin haklarını koruyacağına dair and içti ve kendisine biat edildi. Reşat padişah olduktan sonra, Tevfik Paşa’yı Dolmabahçe’ye çağırıp Sadarette kalmasını istedi, o da kabul etti.

Bu arada Hareket Ordusu komutanı Mahmut Şevket Paşa Zaptiye Nezaretine gönderilen bir emirde taşkınlıkları önlemek ve kişisel cezalandırmaların önüne geçmek için Divan-ı Harb reisinin kararı olmadan hiç kimsenin tevkif edilmemesi yolunda bir emir yayınlar.97 Aynı gün Serbesti gazetesi sahibi Mevlanzade Rifat’ın derdest edildiği yazıyordu.98

Sponsorlu bağlantılar

Kabine 1 Mayıs 1909 günü kuruldu. Şeyhülislam, Hariciye Nazırı, Ticaret ve Nafia, Maarif, Orman ve Maadin ve Ziraat, Evkaf Nazırlarıyla, Şura-yı Devlet Reisi değişmedi. Dahiliye’ye Ferit Paşa, Harbiye’ye 2. Ordu Komutanı Salih Paşa, Bahriye’ye Topçu Rıza Paşa, Maliye’ye Rifat Bey getirildiler. Adliye boş kaldı. Ancak bu kabine İT’in istediği bir kabine değildi. Bundan dolayı 5 Mayıs 1909 günü kabine istifa etti. Yerine Hüseyin Hilmi Paşa Sadarete atandı. İT, 31 Mart’tan önceki duruma geri getirebilecek güçte olduğunu göstermiş oluyordu. Böylece ikinci süreç de tamamlanmış oldu. Şartlar isyan öncesine yeniden döndü.

Divan-ı Harb-i Örfi Yargılamaları

Bundan sonra “irticaiyyun taifesi”, “Volkancılar” gibi isimlendirmelerle anılan “isyancıların” tutuklanıp yargılanmasına başlandı. 31 Mart sanıklarını yargılamak üzere bir Harp Divanı kuruldu. Harp Divanı isyana bir şekilde karışmış kişileri yargılayacaktı.99

Gazeteler tevkif edilenleri yazıyordu. Bunların içerisinde en önemlisi Prens Sabahaddin’di.100 Pendik’te daha önce yakalanmış ve tutuklanmıştı. Ancak, suçsuz bulunduğu için Mahmut Şevket Paşa ve Hurşit Paşa özür dileyerek serbest bırakmışlardı. O da yurtdışına çıkmıştı. Konuyla ilgili İkdam’da İstanbul Merkez Kumandanı Erkan-ı Harbiye Binbaşısı Remzi imzalı şu ilan çıkar: Sultanzade Sabahaddin Bey’in tevkifini icabettirecek hiçbir delil mevcut olmadığından hürriyetleri maalitizar iade edildiği ilan edilir.101 Akşin, bu olayda İngiltere’nin rolünden söz edildiğinden bahseder.102

Bu arada gazetelerde geçen ilginç bir haber daha vardır. Bu haberde Zabtiye Nazırı kadınlara yönelik bir bildiri yayınlar; bildiride kadınların sokağa çıkarken tesettüre dikkat etmeleri vurgulanır.103 Bu bildiri ile, isyancı askerlerin halka zarar vermesi önlenmeye çalışılıyordu. Kadınların sokaklarda daha dikkatli gezmesi, disiplinden uzak askerlerin zararlarına karşı korunması anlamına geliyordu.

Gazeteler işbaşına gelen yönetime iyi görünebilmek ya da bu nazik ortamdan kendi paylarına olumlu gelişmeler çıkarabilmek için, yayınlar yapıyorlardı. Tanin gazetesinde “Divan-ı Harbin nazar-ı dikkatine” başlıklı bir yazıda isyanı Abdülhamid’in tertiplettiğine dair belgeler bulunduğunu yazıyordu.104

Tutuklananlar arasında Said Nursi de vardı. İkazları ile yanlış anlaşılmamayı dilerken yine yanlış anlaşılmaktan kurtulamamıştı. Ceride-i Sofiye gazetesinin 2 Mayıs 1909 (18 Nisan 1325) tarihli haberine göre 1 Mayıs 1909’da tevkif edilmiştir.105 31 Mart olayı münasebetiyle tutuklananlar bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt Kampüsü’nün içerisinde bulunan “Bekir Ağa Bölüğü” denilen yerde tutuluyordu. Bu olayların yaşandığı sırada kanun muhafızı olarak görev yapan Cellat Hasan adındaki şahıs olaydan yaklaşık 15 yıl sonra 3 Mart 1927 tarihli “Resimli Perşembe” gazetesinde gördüklerini kısmen anlatır. Bu bilgilere göre, daracık koridorlara yüzlerce insan sıkıştırılmıştı. İnsanlar arasında kumandan, nefer, ulema her çeşitten insan vardı. Cellat Hasan’ın bildirdiğine göre, bunların içerisinde, “Abdülhamid’in kurenasından Cevher Ağa, Nadir Ağa, Kabasakal Çerkes Mehmet Paşa, Derviş Vahdeti, Miralay Ramazan Bey, Bahriye Nazırı Hüseyin Hüsnü Paşa’nın oğulları Cemal ve Kemal Efendiler, Miralay Mustafa Sadık, Bediüzzaman Said-i Kürdi, Sabık Merkez Kumandanı Sadettin Paşa, Serasker Ali Rıza Paşa ve saireler vardı.”106

Bediüzzaman Said Nursi’nin Beraati

Said Nursi bir süre tutuklu kaldıktan sonra, Divan-ı Harb kuruluşunda yer alan İkinci Heyet-i Tahkikiye tarafından sorgulanır. Bu sorgulama haberi o günkü gazetelerde yer almıştır.107 Bu kaynaklardan Nursi’nin ilk sorgulaması yapılarak Hurşit Paşa başkanlığındaki Birinci Divan-ı Harbiye sevk edildiği anlaşılmaktadır.

Said Nursi, Divan-ı Harb-i Örfi’de yargılanırken mahkeme başkanı Hurşit Paşa tarafından kendisine: Sen de Şeriat istemişsin? İttihad-ı Muhammediye’ye dahil misin? gibi sorular yöneltir. Nursi, bu tutukluluğu sırasında Divan-ı Harb-i Örfi’de aynı adlı eserinde sonradan neşrettiği gibi, savunmasını yapmış ve beraat etmiştir. Bediüzzaman, “bu dehşetli mahkemede idamını beklerken, beraet etmiş ve mahkemeye teşekkür etmeyerek, yolda Beyazid’den ta Sultanahmet’e kadar, arkasında kalabalık bir halk kitlesi mevcut olduğu halde, ‘Zalimler için yaşasın cehennem! Zalimler için yaşasın cehennem!’ nidalarıyla ilerlemiştir.”108

Beraat ve tahliyesi Tanin gazetesinde yer almıştır. Bu haberde, Bediüzzaman hakkındaki ihbarın yanlış olduğundan bahsedilerek, bilakis Meşrutiyetin tesisine hizmet ettiğinden bahsedilerek beraat ve tahliyesi bildirilmiştir.109 Bütün bunlardan, Bediüzzaman’ın 31 Mart hadisesi dolayısıyla 23 gün hapis ve nezarette kalmış olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer tutuklulara ise, idam, kalabendlik, sürgün gibi cezalar verilmiştir. Derviş Vahdeti, Hakkı Bey, sabık Birinci Ferik Mehmet Paşa, sabık Erzurum Fırkası ve mevkii kumandanı Yusuf Paşa, sabık Miralay Nuri Bey, Sabık Miralay İsmail Bey, sabık Mülazım Yusuf Efendi, sabık diğer Mülazım Yusuf Efendi, Nefer Süleyman, Nefer Saim, Kâmil Ağa, Hasan Ağa darağacına çekilecek olan mahkumlardı.110

Sonuç

31 Mart Olayı meşru yönetime karşı girişilen iki süreçli bir isyan hareketidir. Bu iki süreçten ilkinde, düşük rütbeli askerler üstlerine itaat etmeyerek bazı bakanları ya da hükümeti değiştirmeyi hedeflemişler geçici bir süre başarılı olmalarına rağmen elde ettiklerini koruyamamışlardır. İkinci süreç de üst düzey askerler ve İT’in yanlıları toplanarak meşru yönetime karşı çıkmışlardır. Bu süreç içerisinde belirleyici konumda olan Hareket Ordusu meşru yönetimi tanımayarak, çok net olmayan bir tehlikeden dolayı meşru yönetimi alaşağı etmiştir.

Bediüzzaman, bu iki süreç içerisinde askerin itaatini ve siyasete karışmamasını savunmuştur. Başlangıçta düşük rütbeli neferlerin isyanının bastırılmasında önemli katkıları olmuştur. Ayrıca daha sonraları İT’in baskılarına karşı çıkarak hürriyet ve Meşrutiyeti savunmuştur. İsyanın başından sonuna kadar Nursi’nin gazetelere yansıyan yazıları dikkatle incelendiği zaman, O’nun askeri itaate sevkeden, Meşrutiyet yanlısı bir tavır takındığı görülebilir.
Risale-i nur Enstitüsü

 31 Mart Olayı


 

  • Bu Yazı Hakkında
  • Etiketler
  • Benzer Konular
Bu yazı 31 Mart Perşembe 2011 saat 06:14 tarihinde Tarih kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz.

Yorumunuzu Yazın

Yorum Ekleyebilirsiniz yada Yorumlara Abone Olabilirsiniz. Abone olmak icin tikla via RSS.

Yorum İçinde Sadece Aşağıdaki Html taglarını kullanabilirsiniz.
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

85 1,104