Sponsorlu bağlantılar


AnaSayfa » Biyografi, Genel Kültür

Osmanlı’da Kaç Padişah Vardı? Osmanlı Padişahlarının Sırasıyla İsimleri

20 Aralık 2011 Hiç Yorum Yapılmamış

Osmanlı’da Kaç Padişah Vardı? Osmanlı Padişahlarının Sırasıyla İsimleri

Osmanlı Devleti uzun yıllar dünyada hakimiyet kuran büyük bir devlettir.Uzun yıllar hükümranlığı süren Osmanlı’da birçok padişah tahta geçip devleti yönetmiştir.Osmanlı’da kaç tane padişah vardı? Osmanlı padişahlarının isimleri nelerdir?

ERTUGRUL GAZI
(1188 – 1281)

Uç beyi olarak hüküm sürmüstür. Hükümranlik süresi Osmanogullari’nin en uzunudur. Babasi Gündüz Alp,annesi Hayme Ana (Haymana)dir.Babasinin ölümü üzerine Ertugrul Bey babasinin yerine geçti. Ailesinin bir kismi Ahlat’ta kaldi. Malazgirt Meydan Savasi’ndan sonra Kayi Boyu’nun bir kismi Ankara’nin batisindaki Karacadag yöresine yerlestirilmislerdir. Yassiçemen meydan muharebesinde Selçuklu Sultani Alaaddin Keykubat lehine yararliklar gösterdi. Selçuklu Sultani, Kayi Beyi’ne Bizans sinirinda 1000 kilometrekarelik bir topragi Bizans’a karsi siniri savunmak ve ileriye götürmek göreviyle verdi.13.asir ortalarinda Ankara’nin batisindan göç edip Sögüt ve Domaniç’i ele geçiren Ertugrul Bey idaresindeki Kayi asireti,400 çadir halkindan olusuyordu.Bugünkü Kütahya-Bursa-Bilecik illerinin sinirlarinin birlestigi bölgedeki topraklari beyligine “yurt” tuttu.Sögüt Kasabasi’nin fethinden sonra beylik merkezini Sögüt’e tasidi. Ölümünde Bizans’tan yaptigi fetihlerle topraklarini 4.800 kilometrekareye çikarmisti.

Osmanli Devleti’nin temellerini atan Ertugrul Gazi,Oguzlarin Kayi Boyu’na mensup olup Selçuklularin uç beyi degildir.Selçuklu Türkiyesi’nin Bizans sinirinin kuzey kesiminden sorumlu büyük uç beyleri olan Çobanogullari’na taabi olmustur. Ancak oglu Osman Bey 1300 yili basinda büyük uç beyi olup,artik dogrudan dogruya Selçuklu Sultani’na baglanmistir.

Oglu Osman Gazi’ye yaptigi vasiyeti ile alti asir boyunca ayakta kalacak olan bir devletin idarecilik ruhunun temellerini atmistir.Ölüm tarihi kesin olarak bilinmeyen Ertugrul Gazi’nin 90 yasindan fazla oldugu halde (1281-1288) tarihleri arasinda Sögüt’te vefat ettigi bilinmektedir. Türbesi Bilecik ili sinirlari içerisinde olan Sögüt Ilçesi’ndedir.

Sögüt ilçesi’nde her yil Ertugrul Gazi’yi anma törenleri yapilmaktadir.Orhan Saik Gökyay’in tesbitine göre Dede Korkut kitabinin önsözünde su kayit yer almaktadir:

“Korkut ata ayitti,ahir zamanda hanlik gerü Kayi’ya dege, kimesne ellerinden almaya,ahir zaman olup kiyamet kopunca. Bu dedügü Osman neslidür, isde sürilü gideyorur.”

OSMAN GAZİ

Babasi . Ertugrul Gazi
Annesi . Hayme Hatun
Dogumu : Sögüt (M. 1258 – H. 656)
Vefati . Bursa (M. .1326 – H. 726)
Saltanati : 1299 – 1326 (27) sene

Osman Gazi, Ertugrul Bey’in üç oglundan birisidir. Osman Bey diger kardeslerinden büyük degildi, fakat adeta bir idareci olarak yaratilmisti. Zira bu hususta çok büyük kaabiliyet sahibi idi. Babasi vefat ettikten sonra diger bütün beyler, ittifakla Osman Bey’i asiretin reisi olarak tanidilar.Osman Bey, beyligin bayna geçtigi zaman,23 yasinda idi. Uzun boylu, genis gögüslü, kaIin ve çatik kasli, elâ gözlü ve koç burunlu idi. Iki omuzlari arasi oldukça genis, vücudunun belden yukari kismi, asagi kismina nisbetle daha uzundu. Çehresi yuvarlak ve teni bugday renginde idi.Büyük seyhlerderi Edebali’nin evinde misafir iken, istirahat için gösterilen odada, Kur’an-i Kerim’i görünce, sabaha kadar saygisindan yatmadigi ve geceyi uykusuz geçirdigi çok meshurdur. seyh bu durumdan cok memnun kaldigi için kendisini kizi ile evlendirmis ve hayir dualar etmistir.Osman Bey, 1287′de Karacahisar’i fethetti.1280′de Domaniç’te Bizanslilari yenerek Bilecik’i fethetti ve Selçuklu Hükümdari tarafindan uç beyligine verildi. 1299′da Inegöl fethedildi.Selçuklu Devleti yikildi ve Osman Bey müstakil beyligini ilân etti. 1300′de Yenisehir ile Köprühisar, 1302′de ise Akhisar ve Koçhisar fethedildi.Osman Bey’e babasindan kalan arazinin genisligi 4800 km. kare idi. Kendisi vefat ettiginde ise, beyligin toprak genisligi 16.000 km.kareye ulasmytir.Vefat etmeden önce oglu Orhan Bey’e söyle vasiyet etmistir: Ogullarima ve bütün dostlarima birinci vasiyetim Sudur ki; her zaman gazaya devam ederek, Din-i Celil-i Islâm’in yüceligini yasatiniz. Cihadin kemâline ererek, sancagi serifi hep yüksekte tutunuz. Her zaman Islâm’a hizmet ediniz. Zira Cenâb-i Hak benim gibi zayif bir kulunu ülkeler fethetmek için memur etti. Gaza ve cihadlarinizla Kelime-i Tevhid’i çok uzaklara götürünüz. Hanedanimdan her kim, hak yoldan ve adaletten saparsa mahser gününde, Rasülü Azam’in sefâatinden mahrum kalsin. Oglum! Dünyaya gelen hiç bir insan yoktur ki, ölüme boyun egmesin. Bana da, Hz.Allah’in emri ile simdi ölüm yaklasti. Bu devleti sana emanet ediyorum. Seni de Mevlâ’ya emanet ettim. Her isinde adaleti üstün tut.Vefatinda 68 yasinda idi. Tarih ise, Agustos 1326′yi gösteriyordu. (Allah rahmet eylesin.) Vefat ettiginde geriye biraktigi mal varligi sunlardi : Bir at mrhi, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kiliç, bir mizrak, bir tirkes,birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kasiklik.Osman bey vefat ettigi zaman zayif bir rivayete göre, Sögüt’te babasmn yamna defnedilmis ve Bursa alinirsa oraya defnini vasiyet etmisti. Bupun için 1326′da Bursa alindiktan sonra vasiyeti yerine getirilerek cesedi Bursa’ya nakledilip, Hisar’da (Saint Eli) namina yapilmis olan Gümüslü Künbed’e defnedilmistir. Fakat vekayün tetkikine göre vefatW in 1326′da Bursa’nin teslim alinmasindan sonra oldugu anlasiliyor.

Osman Bey zamaninda yasayan Islâm büyükleri :Silsile-i Sâdât-i Naksibendiyye’nin onuncu ve onbirinci halkalarini teskil eden, Hâce, Arif Rivgiri ve Hâce Mahmud Incir Fagnevi (k.s.)Hazretleri, seyh Saadettin Cibavi, Bahaüddin Veled ve müellif Pehlivan Mahmud Poyraz.

Erkek çocuklari : Pazarli Boy, Çoban Bey,Hamid Bey, Orhan Bey, Alaeddin Ali Bey, Melik Bey, Savci Bey.

Kiz çocuklari : Fatima Hatun.

ORHAN GAZİ

Babasi . Osman Gazi
Annesi . Mal Hatun

Dogumu : (H. 680 – M. 1281)

Vefati : (H. 761 – M. 1360)

Saltanati : 1326 – 1359 (33) sene

Osmanli Devletini Osman Gazi kurmustu.Fakat onu teskilâtlandiran ve büyük bir devlet haline getiren Orhan Gazi idi.Orhan Gazi sari sakalli, uzunca boylu, mavi gözlü idi. Yumusak huylu ve merhametli, fakat yerine göre hiddetli ve secaatliydi. Fakirleri sever ve ulemaya hürmet ederdi. Son derece dindar, adaletli ve tebaasina kendisini sevdirmesini çok iyi bilirdi. Bizzat halk içine girer, onlarla yemek yer ve dertlesirdi.Hareketlerinde çok hesapli davranir ve hiç telâs etmezdi. Iznik’i fethettigi zaman hiristiyanlara göstermis oldugu insanca muamele,dillere destan olmustu.Orhan Gazi’nin her yönden büyük bir insan oldugunu sadece Türkler degil, barçok yabanci tarihçiler dahi tasdik etmislerdir.Orhan Gazi daha 15 yaynda iken harplere istirak etmis ve hayatinin büyük bir kismi harp meydanlarinda geçmistir. Babasindan ‘i6.000 km. kare olarak teslim aldigi topraklari alti misline çikararak 95.000 km. kare yapmistir.Orhan Gazi bir devlet reisi sifati ile harplerde bizzat ordularinin basinda daima bulunmustur. Orhan Gazi devletin muntazam bir idare sistemine baglanmasi lüzumunu görmüs ve teskilât isini ise, Alâeddin Pasa ile, Seyh Edebali’nin bacanagi Çandarli Kara Halil Pasa’ya havale etmisti.Orhan Gazi zamaninda teskilâti üç noktada toplayabiliriz : Para, kiyafet, ordu.Orhan Bey’in büyük oglu Süleyman Pasa,kendisinden önce vefat etmistir. Kendi sagliginda iken baskumandanlik vazifesini ikinci oglu Murad Hüdavendigâr’a devretmistir.Osmanlilar tarafindan yaptirilan ilk cami (1333 – 1334) senesinde Iznik’te yapilan “Haci Özbek” Camiidir. Ve Orhan Gazi yaptirmi,stir.Bursa Medresesini Orhan Bey yaptirmis ve ilk “Sultan” lâkabi da O’nun zamaninda kullanilmistir. Yine ilk Osmanli parasi da Orhan Bey zamaninda basilmistir. Müslüman Türkler Avrupa’ya ilk defa Orhan Bey zamaninda geçmislerdir. Istanbul’un Anadolu yakasi tamamen Orhan Bey zamaninda Osmanli topraklarina katilmistir.

Yeni fethedilen hiristiyan topraklarinda yasayan yerli hiristiyan halktan Osmanli hayranligi, yeni fetihleri de kolaylastirmistir.Zamaninda fethedilen yerler :1326′da Bursa, 1329′da Iznik, 1337′de Gemlik’i fethetti ve Bizanslilara kary Palekanon(Maltepe) zaferini kazandi. 1345′de Karasi Beyligi ilhak edildi. 1354′de Ankara ve Gelibolu feihedildi.Orhan Gazi 1360 senesinde 79 yasinda vefat etmistir.

Türbesi ise Bursa’da Osman Gazi’nin türbesi yanindadir. Türbe dört köselidir.Içinde 4 tane büyük mermer sütun vardir. Türbe bu dört sütun üzerine oturtulmustur. Kubbesi genis ve kursunla örtülmüstür. Duvarlari sade ve beyaza boyanmistir. Tavaninda onar kandilli birer tane avize asilidir. Orta yerde Orhan Gazi’nin sandukasi bulunmaktadir. Etrafi;pirinç parmakliklar ile çevrilmistir. Sandukanin kuzey yönünde Cem Sultan’in oglu Abdullah,kapi tarafinda Ikinci Bayezid’in oglu Korkut,onun yaninda Orhan Gazi’nin ailesi Nilüfer Hatun ve oglu Kasim Çelebi ile Yildirim’in oglu Musa Çelebi vardir. Bu türbede yirmiiki tane mezar bulunmaktadir. Türbeyi ise Sultan Abdülaziz yaptirmistir.Silsile-i Sâdât-i Naksibendiyye’den Hâce Muhammed Bâbâ Semâsi (k.s.) Hazretleri, Seyh Edebali, Haci Bektas-i Veli bu devrin büyüklerinden olup, Orhan Gazi zamaninda vefat etmislerdir.

Erkek çocuklari :

Süleyman Pasa, Birinci Murad, Ibrahim,Halil, Kasim.

Kizi : Fatma Hatun

MURAT HÜDAVENDİGAR

Babasi . Orhan Gazi
Annesi . Nilüfer Hatun

Dogumu : 1326

Vefati : 1389

Saltanati : 1359 – 1389 (30) sene

Sultan Murad uzun boylu, degirmi yüzlü,iri burunlu idi. Kalin ve adaleli bir vücuda sahipti.Basina mevlevi sikkesi üzerine yuvarlak testar sarili bir baslik giyerdi. Çok sade giyinir ve kirmizi zeminli beyaz elbiseden hoslanirdi. Gayet nazik, sevimli, çok halim ve selimdi. Âlim ve sanatkârlara hürmet gösterir, fakirlere ve kimsesizlere büyük bir sefkatle muamele ederdi.Halk tarafindan “Gazi Hünkâr” diye anilir ve bir baba olarak sevilirdi.Terbiyesi ile annesi Nilüfer Hatun mesgul oldu: Gençligini Bursa’da medreselerde, ilim ve sarfat adamlari ile geçirdi. Bütün hayati sinir boylarinda ve harp meydanlarinda geçmistir. Hiç durmadan Rumeli’den Ana’dolu’ya, Anadolu’dan Rumeli’ye seferler yapmistir. Bu kadar harp mesguliyetleri arasinda, büyük ve kiymetli binalar, sanat eserleri meydana getirmeye de vakit bulmustur. Bursa’da camiler, medreseler ve imarethaneler yaptirmistir. Edirne’yi ilk defa O, hükümet merkezi yapmistir. Ilk Edirne sarayi da kendisi bina ettirmistir.Orhan Gazi’nin vefatinda 95.000 km. Kare olan topraklarin genisligini 500.000 km. Kareye çikardi.Zamaninda alinan yerler :1362′de Edirne, 1363′de eski Zagra ve Filibe fethedildi. 1364′de Sirpsindigi zaferi kazanildi ve Haçlilar perisan edildi. 1365′de Kara Biga Osmanli topraklarina katildi. 1369′da Hayrabolu, Kirklareli, Pinarhisar ve Vize alindi.1370′de Bulgar Kralligi Osmanlilara tâbi oldu.Bir müddet sonra da Çamurlu savay kazanildi. 1371′de Çirmen zaferi elde edildi, Haçlilar bir defa daha yenildiler. 1372′de Çatalca Bizans’tan alindi. 1374′de Sirbistan Osmanlilara tâbi oldu. 1375′de Nis fethedildi. 1378′de Kütahya Vilâyeti Osmanli topraklarina katildi.1382′de , Sofya fethedildi. 1383′de Candarogullari Osmanlilara tâbi oldu. 1385′de Arnavutlukun kuzeyi tamamen alindi,. 1386′da Karamanlilarla harp yapildi., 1388′de Silistre, Zistovi, Nigbolu, Plevne, Lofça, Deliorman ve Dobruca Türk hakimiyeti altina alindi. 1389′da Haçlilar bir defa daha perisan edildiler ve Islâm ordusunun yigitlikeri sonunda Kosova Meydan Muharebesi kazanildi. Ne yazik ki bu sanli zafer çok büyük bir aci ile neticelendi. Bütün gazileri derin bir matem içinde birakti. Söyle ki;bu zafer sonunda yaralilarin büyük bir kismi düsman askerleri idi. Yerdekiler arasinda tek türk Türk sehidi de vardi. Sultan Murad her sehidin önüne geldigi vakit büyük bir üzüntü ile “Inna lillâhi ve inna ileyhi râciün” diyor ve sehidin derhal kaldirilarak defnedilmesini emrediyordu. Yarali bir Türk’ün yanina geldigi zaman, onu oksuyor, yarasinin aciyip acimadigini ve bir arzusu olup olmadigini soruyordu.Böylece dolasirken biraz uzakta ölüler arasinda bir kimildama oldu. Sultan Murad o tarafa döndü. Ölüler arasindan, dev gibi uzun boylu bir Sirplinin kalktigi görüldü. Milos ismindeki bu Sirpli (Kral Lazar’in damadi) yerden kalkarak Padisaha dogru gelmeye basladi. Padisahin muhafizlari ise, Sirpli’yi derhal yakaladilar.Fakat Sirpli, padisahi mutlaka görmek istiyordu ve : “Beni birakiniz, korkmaniza lüzum yok.Ben Padisahin elini öpmeye ve hem de müslüman olmaya geldim. Ayrica size bir de müjdem var. Kral Lazar yakalandi, bakiniz getiriyorlar” dedi. Padisah onun sözlerini isitmisti.Isaret ederek birakmalarini söyledi. Muhafizlar da Kralin tutuldugu tarafa bakarlarken, yarali taklidi yapan hain Sirpli, Padisaha yaklasti, elini öpecekmis gibi egildi, bir anda ve yildirim sürati ile koltugunun altinda sakladigi hançerini çekerek, Gazi Hünkâr’in mübarek gögüs ve karnina sapladi. Muhafizlar neye ugradiklarini anlayamadilar. Katil kaçmaya basladi. Sonra muhafizlar kafiri yakalayarak parça .parça ettiler.Hünkâr’in son sözleri sunlardi : “Islâmin muzafferiyeti, benim sehit olmama bagli ise,sehadet serbetini nasip buyurmasini Cenab-i Hak’tan dua ve niyaz etmistim. Duam kabul buyuruldu. Hazreti Allah’a hamd ve sena olsun ki, Islâm askerinin zaferini gördükten sonra hayatim sona ermektedir. Oglum Bayazid’e biat ediniz. Sakin esirleri incitmeyiniz. Mal ve canlarina tecavüz etmeyiniz. Ben artik sizleri ve muzaffer ordumuzu Cenab-i Hakk’a emanet ediyorum. Mevla devletimizi bütün fenaliklardan korusun!” diyerek ebediyyete intikal etti. Sultan Murad’in hançerle parçalanan barsaklari, sehit oldugu yere bir türbe yapilarak gömüldü. ,Cesedi ise Bursa’ya nakledilerek Çekirge’deki türbesine defnedildi.Silsile-i Sadât-i Naksibendiyye’den Hâce Seyyid Emir Kilâl (k.s.) Hazretleri, Mugnullebib isimli eserin sahibi ve topun mucidi olarak bilinen Cemaleddin Abdullah Efendi, Buhari’nin sârihi Semseddin Kirmani, Birinci Murad zamaninda vefat etmislerdir.Ilk kazasker tayinleri, timar kanunu ve minarelerden salatu selâm okuma adetleri bu devirde baslamistir.

Erkek çocuklari : Yakub Çelebi, Yildirim Beyazid, Savci Bey ve Ibrahim.

Kiz çocuklari : Nefise ve Sultan Hatun.

YILDIRIM BAYEZİD

Yildirim Beyazid
(1360 – 1403)
(Saltanat 1389-1402)

Murad Hüdâvendigâr’in oglu, 4. Osmanli padisahi. Tahta çikar çikmaz Sirbistan bölgesindeki huzursuzluklari, ardindan halka zulüm yapan ve Osmanlilara bas kaldiran Anadolu Beylikleri’nin çikardigi ayaklanmalari bastirdi. Izmir haricinde bütün Bati Anadolu’yu Osmanli idaresine katti.

Yildirim Beyazid, bir kaç kere Itsanbul’u da kusatmis, bu maksatla Anadolu (Güzelce) Hisari’ni yaptirmistir. Fakat her defasinda kusatmayi yarim birakmak zorunda kalmistir.

1396 Nigbolu zaferi tek basina Osmanli’nin, Avrupa devletlerine karsi kazanilan en önemli savaslardan birisidir. Bu zafer Bati dünyasinin yani sira doguda da Osmanli Türk devletinin taninmasina sebep olmustur. Misirdaki Abbasi Halifesi, Yildirim Beyazid’e gönderdigi tebrikte “Sultan-i Iklim-i Rum ” diye hitap etmistir. Öte yandan Yildirim’in güneyde Firat boylarina kadar genislettigi fetih hareketi, Bizans’in Istanbul Bogazi ve izmit Körfeszi’ni vurmasi üzerine yarim kaldi ve Yildirim Beyazid Istanbul’a dönerek tekrar kusatti. Ancak bu sefer de doguda Timur tehlikesi basgösterdi. Yildirim’dan öç almak isteyen Beylikler, Timur’a destek verdiler. Nihayet Ankara Çubuk ovasi çetin bir muharebeye sahne oldu. Esir düsen Yildirim, 7 ay sonra bu esarete dayanamayarak 1403′de vefat etti.

ÇELEBİ MEHMET

Babasi . Sultan Yildirim Bayezid
Annesi . Devlet Hatun

Dogumu : 1389

Vefati . 26 Mays 1421

Saltanati : 1413 – 1421 (8) sene

Çelebi Sultan Mehmed, orta boylu, yuvarlak yüzlü, çatik kasli, beyaz tenli, kirmizi yanakli, genis gögüslü idi. Kuwetli bir vücuda sahipti.Gayet hareketli ve cesurdu. Güres yapar ve çok kuvvetli yay kirislerini de çekerdi. Padisahligi müddetince bizzat 24 muharebede bulunmus ve kirka yakin yara almisti.Basinda kullanmis oldugu sarik, altin islemeli kavugu ile gayet güzel görünürdü. Içi kürklü ve yakasi dik olan bir kaftan kullanirdi.Müslümanlara karsi göstermis oldugu adaleti, ayni zamanda hiristiyan tebaasina karsi da gösterirdi.Çelebi Sultan Mehmed, tahsilini Bursa sarayinda tamamladi. Daha sonra babasi tarafindan Amasya sancagina vali tayin edildi.Valiligi sirasinda da devlet islerini ögrendi.Çelebi Sultan Mehmed’e bir bakima Osmanli Imparatorlugu’nun ikinci kurucusu gözüyle bakilabilir.

Onun uzun müddet ve basari ile yapmis oldugu mücadeleyi kisaca söyle siralayabiliriz Yesil Türbe (Çelebi Mehmed Türbesi Bursa) Evvela Anadolu’nun birligi için kardesleri ile mücadele etti. 1410 senesinde Süleyman Çelebi’yi, 1413 senesinde de Musa Çelebi’yi tasfiye ederek birligi sagladi. Osmanli tahtinda yalniz kalinca ilk isi etrafindaki beylikleri itaati altina almaya girismek oldu. 1414′de Karaman’a sefer yapti ve Karaman Bey’ini esir aldi. Ona “Bir daha müslümanlara zararim dokunmayacak” diye yemin ettirdikten sonra serbest birakti. Candar Beyligi’ni de hakimiyeti altina aldi. 1415′de Venediklilerle ilk deniz savasi yapildi. 1416 ve 1417 senelerinde Avrupa’ya akinlar düzenledi, büyük zaferler kazanildi.1419′da Tuna Nehri tekrar geçildi. 1420′de Eflak Voyvodasi bir harpte öldürüldü, yerine kardesi tayin edildi.

Candar Beyligi ise tamamen Osmanli topraklarina katildi. 1420′de Seyh Bedreddin diye birisi bugünkü komünizmin temel sartlarina çok benzeyen fikirlerle ortaya çikti Islâmi ilimleri de çok iyi bilen bu seyh bir çok fakir fukarayi sizi zengin yapacagim vaadiyle, gayri müslimleri ise “Sizin dininiz de haktir” diyerek etrafinda topladi. Birçok yerlerde mühim tahribatlar yapti. Sonunda yanindakiler dagitilip kendisi yakalandi ve mahkeme edildi. Mahkemede suçunu itiraf ederek idam edilmesini bizzat kendisi istedi ve idam edildi. Timur’un yanindan döndügü söylenen bir sehzade ile daha mücadele edip onu da saf disi yapti.

1421 yilinda 32 yasinda iken Edirne’de vefat etti. Naasi, Bursa’ya getirilerek Yesil Türbe’ye defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)Çelebi Sultan Mehmed vefat edecegi sirada, Bayezid Pasa’yi yanina çagirtti ve Ona :”Halef olarak yerime oglum Murad’i tayin ettim. Bana karsi göstermis oldugun itaat ve sadakati ona karsi da göster. Derhal, Murad’i buraya getirmenizi istiyorum. Zira ben artik bu dösekten kalkamam. Murad gelmeden önce emr-i hak vaki olursa Murad gelinceye kadar sakin ölümümü kimseye duyurmayin.” Sehzade Murad henüz Amasya’da iken,Çelebi Sultan Mehmed 26 Mayis 1421′de vefat etti. Padisahlar arasinda ilk defa vefati gizlenen zat kendisi olmustur.Tarikat sahibi Seyyid Serif Ali Cürcani,Kaamus-i Muhiyt sahibi Allame Mecdüddin Firuzâbâdi Sultan Çelebi Mehmed zamaninda vefat etmis büyüklerdi.

Erkek çocuklari : Mustafa Çelebi, Ikinci Murad, Ahmed, Yusuf, Mahmud.

Kizlari : Fatma ve SeIçuk Hatun.

SULTAN 2.MURAD

Babasi Çelebi Sultan Mehmed
Annesi . Emine Hatun

Dogumu : 1402

Vefati .3 subat 1451

Saltanati : 1421 – 1451 (30) sene

Ikinci Murad, uzun boylu, beyaz tenli, dogan burunlu ve gayet güzel yüzlü bir padisahti. Çok güzel konusurdu. Kendisinin en büyük saadeti, Fatih Sultan Mehmed gibi esine ender rastlanacak ve çok kiymetli bir zatin babasi olmakti.Sultan Murad. süküneti ve huzurlu yasamayi arzu eden fakat icap ettigi takdirde gayet hareketli, cesur ve hiçbir seyden yilmayan bir kimse idi. Otuz senelik saltanati müddetince, memleketini çok büyük bir san ve serefle idare ederek, emri altinda bulunan herkeste, dindar. âdil ve lütufkâr bir padisah nâmi birakmistir.

Sultan ll. Murad çocuklugu Amasya’da geçti. 18 yasinda tahta çikti. Sâir ve hattatti.Çok iyi bir askerdi. Siirler yazmistir. Zamaninda Venedik donanmasiyla harbedildi. Selânik yeniden fethedildi. Düzmece Mustafa isyani oldu ve bu isyani bastirdi. 1422′de Istanbul’u muhasara etti. 1423′de Mora yeniden alindi. 1428′de Germiyan Beyligi Osmanlilara katildi. Venedik ve haçlilara karsi Güvercinlik zaferi kazanildi. 1430′da Selânik yeniden alindi. 1438′de Bosna’ya hakim olundu. 1439′da Belgrad muhasara edildi. 1443′de haçlilara karsi Izlâdi Derbendi zaferi kazanildi.1444 Temmuz’unda Segadin antlasmasi yapildi, fakat haçlilar sözlerinde durmadilar. Ikinci Murad küçük yastaki oglunu tahta çikarinca,ümide kapilarak Osmanli topraklarina girdiler.Oglu Ikinci Mehmed (Fatih) ordunun basina babasini baskumandan tayin etti. Kasim 1444′de Varna Zaferi kazanildi. Varna Zaferinden sonra Ikinci Murad tekrar tahta geçti. 1445′de Mora’ya ve Arnavutluga sefer açti. 1448 senesinin Ekiminde haçlilar yeniden saldirdilar.Bu defa da Ikinci Kosova Zaferi kazanildi. 1451 senesinde Sultan Murad bütün esirlerini saliverdi. 47 yasinda oldugu halde Edirne Sarayinda vefat etti. Vasiyeti üzerine Bursa’da Muradiye Camii yanina defnedildi. Mezarinin üzerini örtmemeyi, kenarlarina hafizlarin oturup Kur’an okuyabilmeleri için yerler yapilmasini ve Cuma günü mezara konulmasini vasiyet etmisti. Vasiyeti öylece yerine getirildi.Sultan Murad zamaninda memleketin bir çok yerlerinde, camiler, medreseler, saraylar ve köprüler yapilmistir. Bunlardan birisi Edirne’deki”Üç Serefeli Cami”dir. Cami’in yaninda bir medrese ve fakirler için bir imarethane mevcuttur. Yine Edirne’de “Muradiye Camii”ni bina ettirmistir. Bu caminin duvarlari ve mihrabi son derece güzel çinilerle süslenmistir. Bursa’daki “Muradiye Camii”ni ve Ergene Nehri üzerindeki 170 ayakli “Uzun Köprü”yü de Sultan Murad yaptirmistir.Silsile-i Sââdât-i Naksibendiyye’den, Hâce Yâkub Darhi (k.s.), ,Seyhi Emir Sultan, Haci Bayram Veli, Ibn-i Haceri Askalâni, Muhammediye kitabmin müellifi Yazicizâde Mühammed Efendi Ikinci Murad devrinde vefat eden büyüklerdir.

Erkek çocuklari : Fatih Sultan Mehmed, Ahmed, Alâaddin, Orhan, Hasan, Ahmed (ll.)

Kiz çocuklari : Sehzâde ve Fatma Hatun

t
FATİH SULTAN MEHMET(II.MEHMED)

Babasi . Ikinci Sultan Murad
Annesi . Huma Hatun

Dogumu : 29 Mart 1432

Vefati . 3 Mays 1481

Saltanati : 1451 – 1481 (30) sene

Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, uzun boylu, dolgun yanakli, kirmizi – beyaz tenli, kirik burunlu, kollari adaleli ve kuvvetli bir padisahti. Devrinin en büyük ulemasindan birisi idi. Yedi tane yabanci lisan bilirdi. Âlim, sâir

ve sanatkârlari toplar ve onlarla sohbetten çok hoslanirdi. Gayet sogukkanli ve cesurdu. Essiz bir kumandan ve idareci idi. Yapacagi isler hususunda, en yakinlarina bile hiç birsey sizdirmazdi.Fatih Sultan Mehmed’in ömrü seferlerle geçti. Yikilmaz diye bilinen Bizans’i yikti. Istanbul’u fethetti.Ayasofya kilisesini câmiye çevirdi. Kryamete kadar câmi olarak kalmasini istedigi bu muhtesem mâbed için mükemmel bir vakfiye yazdirtti. (Bu,vekâlet Arsivi Tapu Defterleri No:20, 27, 167, 251

1127 sene kilise, 481 sene de câmi olarak kullanilan Ayasofya, 1934′de müze haline getirildi.Fatih, Enez’i, Galata ve Kefe’yi Osmanli topraklarina dahil etti. Limni, Imroz, Semendirek, Tasoz, Bozcaada ve Bogdan’i ald.Belgrad’i muhasara ettigi zaman çarpismaya bizzat katildi. Alnindan ve dizinden ciddi sekilde yaralandi. 1458′de Mora’yi kismen, bir sene sonra da Sirbistan’i tamamen aldi. 1461′de Amasra’yi ve Isfendiyar Ogullari Beyligini Osmanli topraklarina dahil etti. Trabzon Rum Imparatorlugunu ortadan kaldirdi. 1462′de Romariya, Yayçeve Midilli’yi aldi. 1463 senesinde Papa’nin büyük gayretleri ile toplanan ve savasa katilan herkesin alti aylik günahinin affolunacagi ilân edilen 20 devletin katildigi bir haçli ittifaki ile 16 sene savasti. 1463′de Bosna’yi fethetti ve Hersek’i de tabiiyeti altina aldi . 1466′da Konya ve Karaman’i aldi. Arnavutlugu tamamen Osmanli topraklarina katti. 1470′de Agriboz’u aldi.Uzun Hasan’i Otlukbeli savasinda kesinlikle yendi. Zafer sükranesi olarak kirkbin esiri salivererek, hürriyetlerine kavusturdu. 1476′da Bogdan’i Osmanli topraklarina katti. Otuz sene içinde tam yirmibes seferi bizzat kendisi idare etti. 900.000 bin kilometrekare olan topraklarini 2.214.000 kilometrekareye ykardi.Fatih Sultan Mehmed, Venedikliler tarofindan tertiplenen tam ondört suikastten kurtuldu. Son suikastten ise kurtulamadi. Venedikliler, bu büyük hükümdari, aslen bir yahudi olan Maesto Jakopo isimli bir doktor vasitasiyle zehirleterek öldürmeye muvaffak oldular. Tarihçi Babinger’e göre bu suikastçi doktor, Yakup Pasa ünvani ile sarayin doktorlari arasinda bulunuyordu.

Fatih Sultan Mehmed döneminde Osmanli haritasi

1481 Mayisinin üçüncü günü yine bir sefere çikmisken, Gebze’de ordugâhinda Persembe günü vefat etti. Papa, Büyük Hakanin ölümünde tam üç gün üç gece bütün kiliselerin çanlarini çaldirtarak sevinç ayinleri yaptirdi. Fatih 49 sene bir ay bes gün yasadi. Iki imparatorluk, dört krallik ve onbir prenslik yikan büyük hükümdarin cenaze namazi Fatih Camiinde Seyh Muslihiddin Mustafa Vefa Efendi Hazretleri kildirdi. Türbesi Fatih Camii yanindadir. (Allah rahmet eylesin.)

Fatih, Müslüman Türk Milletine yapmis oldugu büyük hizmetlerle, dünyanin en büyük hükümdarlarindan birisi oldugunu isbat etmistir. Istanbul gibi, cihanin bir incisi olan, bu muhtesem beldeyi Türk Milletine kazandirmistir. Yapmis oldugu çalismalar ile, memleketinde büyük çapta bir imar hareketini gerçeklestirmistir. Bugünün üniversitesi olan (Fatih Külliyesi)ni 1470 senesinde tamamlamis, Istanbul’u fethettigi zaman 8 tane kiliseyi camiye çevirmis, etrafindaki papaz odalarini da medrese yapmistir. Ayrica bir çok Anadolu kasabasinda da medreseler yaptirmistir.Hz. Eyyüb EI – Ensâri’nin (r.a.) kabri Fatih zamaninda kesfedildi. Delâil-i Hayrat müellifi Seyh Süleyman Cezuli ve Allame Ali Kiasi Fatih devrinde vefat ettiler.

Erkek çocuklari : Mustafa, Ikinci Bayezid, Cem, Korkud.

Kizi : Gevherhan Sultan.

II.BAYEZİD

Babasi . Fatih Sultan Mehmed
Annesi . Mükrime Hatun

Dogumu : 3 Aralik 1447

Vefati . 26 Mays 1512

Saltanati : 1481 – 1512 (31 ) sene

Ikinci Bayezid, uzun boylu, genis gögüslü ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Yüzü yuvarlak ve gözleri elâ idi. Cesur ve atilgandi. Ayni zamanda çok halim, selim ve dinine bagli bir padisahti. Babasi Fatih Sultan Mehmed Han ilmi karsi büyük bir sevgi besledigi için, oglu Bayezid’e her seyden evvel kuvvetli bir tahsil vermeyi düsünmüstü. O devrin en meshur âlimlerinde ders okutturmus, bütün Islâmi ilimleri en iyi sekilde ögretmisti. Ikinci Bayezid, dinine çok bagli oldugu için kendisine (Bayezid Veli) denildi. Bayezid Veli, sâirleri saraya toplar onlarla sohbet ederdi. Bayezid Veli çok alim bir zat idi. Arapça ve Farsçayi gayet iyi bilirdi. Islâmi ilimlerin yani sira matematik ve felsefe tahsili de yapmistir. Çagatay lehçesi ve Uygur alfabesini de ögrenmisti. Hattat ve bestekârdi. Avni mahlasiyla Siirler yazardi. Ulemâ ve sanatkârlar için ayrica bir para fonu ayirmisti.Bayezid Veli padisah olduktan sonra, kardesi Cem Sultan ile 14 sene mücadele etti.Kilye ve Akkerman’i fethetti. 1484 – 1485′de Misir Memlükleri ile harbe girdi. Devrinde Belgrad üçüncü defa kusatildi ve tarihte ender görülen Abdina Zaferi elde edildi. Denizden Ispanya’ya sefer açildi. Endülüs Müslüman Devletinin yardimina gönderilen bu donanma kiyi sehirlerine baskinlar düzenledi. Karsisina çikacak bir devlet olmadi. Osmanli Devleti tarihinde, akincilarin Avrupa’nin içlerine kadar akinlar düzenledigi devir bu devirdir. Venedik’i dahi bu akincilar istila edip, ta Varsova’ya kadar gittiler. 1483′de tarihin sayili deniz savaslarindan olan Sapienza Deniz Zaferi kazanildi. 1500′de Inabahti fethedildi. Koron, Modon ve Navarin kaleleri alindi.Anadolu’da basgösteren Sahkulu isyani bastirildi. Ogullarinin en kudretlisi olarak kabul ettigi Sehzade Selim’in israrli hareketleri karsisinda tahtindan ferâgat, etti. Dimetoka Sarayinda oturmak istedi ve bu maksatla yola çikti. Çok rahatsizdi. Dimetoka’ya varamadan Havsa kasabasinin Abalar köyünde vefat etti. Cenazesi kendi yaptirdigi Bayezid Camii türbesine defnedildi. 62 yasinda idi. Vefati duyulunca, en çok harp yaptigi Misir’da bile cenaze namazi kilindi. Tahta çiktiginda 2.214.000 km. kare olan Osmanli topraklarini 2.375.000 km. Kareye kardi.Veziri Azamlari (Basbakanlari): Koca Davut Pasa, Hadim Ali Pasa, Hersekzade Ahmed Pasa, Ikinci Ibrahim Pasa, Ishak Pasa ve bir yanginda ölen Mesih Pasa.Seyhülislâmlari : Molla Gürani, Molla Abdülkerim ve Zembilli Ali Efendi.Kaptan-i Deryalari : Küçük Davud Pasa,Hersekzade Ahmed Pasa, Iskender Bey, Haci Mesih Pasa, Güvegi Sinan Pasa ve Karanisanci Vezir Davud Pasa.

Silsile-i Saâdât-i Naksibandiyye’den Hâce Ubeydullah Ahrar (k.s.) Mimar Ibrahim Tennuri Kayseri, Seyh Abdullah Ilâhi, Mevlanâ Abdurrahman Câmi, Seyh Ebu’I Vefa. Kesteli,Seyh Seyyid Ahmed Neccâri, Seyh Niyazi, (Haci Halife) ve Abdullah Esref Izniki Ikinci Bayezid devrinde vefat etmis büyüklerdir.

Erkek çocuklari : Mahmud, Ahmed, Sehinsah, Yavuz Sultan Selim, Mehmed. Korkud, Abdullah, Alimsah.

Kiz Çocuklari : Aynisah, Gevher Mülük Sultan, Hatice Sultan, Selçuk ve Hüma Hatun.

t
Yavuz Sultan Selim

Babasi . Ikinci Bayezid
Annesi . Gülbahar Hatun

Dogumu : 10 Ekim 1470

Vefati . 22 Eylül 1520

Saltanati : 1512 – 1520 (8) sene

Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, genis omuzlu, kalin kemikli ve omuzlari arasi genis yuvarlak basli, kirmizi yüzlü ve çatik kasli,uzun biyikli yigit bir padisah idi. Sert tabiatli ve cesurdu. Bu yüzden muharebeyi Cok severdi. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmisti. Edebiyata meraki vardi. Bir çok Farsça Siirler yazmistir.Siirleri en yüksek bir divan sâiri kadar kuvvetlidir. Genis bir kültür ve siyasete sahipti.Harpten hoslanmakla beraber Cok ince bir ruha da sahipti.Iran’a yaptigi seferde Sah Ismail’i 12 saatte perisan etti. Sah Ismail’in iki karisi da esir oldu. Ordugâhtaki hazine ve altin taht ele geçirildi. Iran’in o zamanki bassehri Tebriz’e girdi. 2500 km.lik bir yolu yürüyerek gelip böyle parlak bir zafer kazanmak tarihte esine az rastlanir seylerdendir.Adana, Gaziantep, Hatay, Urfa, Diyarbakir, Mardin, Sürt, Mus, Bingöl, Bitlis, Tunceli vilâyetlerini Osmanli topraklarina katti. Dulkadir Beyligi’ni, Musul, Kerkük ve Erbil’i Osmanli hudutlarina dahil etti. Eyyübi Melikligi’ni aldi.1516′da Misir seferine çikti. 27 Temmuz’da Ramazanogullari Beyligi’ni ilhak etti. 24 Agustos’ta Misir Memlükleri ile Mercidabik Ovasinda karsilasti. Memlükleri kesin bir sekilde maglub etti. 28 Agustos’ta Haleb’e girdi. 29 Agustos 1516′da bütün mukaddes emanetler Istanbul’a getirildi. Suriye, Lübnan ve Filistin tamamen fethedildi.Kendi zamanina gelinceye kadar hiçbir hükümdarin göze alamadigi bir isi yapti ki,koskoca Sina Çölü’nü 13 günde geçti. Birinci Cihan Harbinde, yeni teknigin verdigi imkânlarla bu çöl 11 günde geçilebilmistir. (Türkiye Tarihi, Yilmaz Öztuna, Hayat Yayinlari) 22 Ocak 1517′de Memlükleri Ridaniye’de tekrar yendi ve Kahire fethedildi. Yavuz, Memlük sultaninin cenazesini bizzat omuzlarinda tasidi.Kahire’nin fethinden sonra Istanbul’a gelen Misir ulemâsi ile, Türk ulemâsi Yavuz’un halife olmasini kararlastirdi. Daha sonra Halife Üçüncü Mütevekkil Ayasofya Camiinde minbere çikarak Yavuz’un hilâfetini ilân etti. Mütevazi hükümdar, her ögün yemekte tek çesit yemek yerdi ve agaçtan tabaklar kullanirdi. 22 Eylül 1520′de Aslan Pençesi denilen bir çiban sebebi ile vefat etti. Hayatinin son dakikalarinda Yasin-i Serif okuyordu. Oglu Kanüni Süleyman, Fatih Cami’inde namazini kildiktan sonra, Sultan Selim Cami avlusundaki türbeye defnettirdi. (Allah rahmet eylesin.)Tahti devraldiginda 2.375.000 km. kare olan Osmanli topraklarini 6.557.000 km. kareye çikarmistir. Bu büyük fütuhati ise sadece 4 seneye sigdirmistir.Mevahib sahibi Seyh Imam Ahmed Kastalâni, Emir Buhâri ve Reisü’I Hattâtiyn Seyh Hamdullah, Yavuz Sultan Selim zamaninda vefat eden sahsiyetlerdir.

Erkek çocugu : Kanüni Sultan Süleyman.

Kiz çocugu : Hatice Sultan, Fatma Sultan, Hafsa Sultan, Sah Sultan.

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

Babasi . Yavuz Sultan Selim
Annesi . Hafsa Hatun

Dogumu : 27 Nisan 1495

&127; etati . 7 Eylül 1566

Saltanati : 1520 – 1566 (46) sene

Kanüni Sultan Süleyman, Trabzon’da dünyaya geldi. O sirada babasi orada vali idi. Babasi O’nu küçük yastan itibaren çok titiz bir sekilde yetistirmeye basladi ve emsali görülmeyen bir terbiye ve tahsil ile yetistirildi. 26 yasinda padisah oldu. Çok ciddi ve vakurdu. Teenni ile hareket ederdi. Yapacagi isler hakkinda hiç acele etmez, gayet genis düsünür ve verdigi emirden geri dönmezdi. Is basina getirecegi adamlarin kabiliyet derecelerine göre vazife verirdi. Kanüni’nin yüzü yuvarlak, gözleri elâ, kaslari arasi biraz açik, dogan burunlu, uzun boylu ve seyrek sakalli idi. Azim ve irade sahibiydi. Devri Türk hakimiyetinin kemale ulastigi bir devir olmustur.Kendisine Kanüni denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden degil, mevcut kanunlari yazdirtip çok siki bir sekilde tatbik etmesinden dolayidir. Zamaninda Ingiltere Krali . Vlll. Henri,Istanbul’a bir heyet gönderip, adalet mekanizmasinin nasil isledigini tetkik ettirerek kendi memleketine örnek almistir.Avrupâ tarihçilerinin Muhtesem Süleyman dedikleri büyük hükümdar, büyük dedesi Fatih gibi sayisiz seferlere bizzat kendisi istirak etmistir.Zamaninda cereyan eden mühim hadiselerden bazilari sunlardir :1522 senesinde Rodos’u aldi. Fransa KraIinin yardim istegini kabul ederek Alman Imparatoruna bir mektup yazdi ve Alman Imparatoru, Birinci François’i serbest birakti.1526′da Mohaç Muharebesi ile Macaristann ortadan kaldirdi. Budapeste’yi fethetti.1529′da Viyana’yi kusatti. 1532′de Avusturya seferine çikti. 1533′te Almanya ile anlasma imzalandi. 1537′de Otranto fethedildi. Ancak, Venedik Savasi sebebiyle daha sonra ordu Otranto’dan çekildi. 1543′de Estergon, Istoini ve Belgrad’i fethetti.Barbaros kardesler Akdeniz’de yenmedik donanma birakmadilar ve Kuzey Afrika’yi alarak Osmanli topraklarina bagladilar. Kirim Hanlari, Moskova’ya kadar ilerlediler.Hint Okyanusu’na donanma gönderilerek oradaki müslümanlara yardimlarda bulunuldu.Sudan ve Habesistan’da fetihler yapildi.1548′de Tebriz dördüncü defa alindi.Osmanlilarin en büyüklerinden birisi olan Muhtesem Padisah 7 Eylül 1566 günü savas meydaninda iken ahiret âlemine irtihal etti. Oanda Zigetvar kusatmasini idare ediyordu. Vefatinda 71 yasini 4 ay 10 gün geçiyordu. 46 sene padisahlik yapti. Büyük bir devlet adami ve ünlü bir sairdi. Meshur siirlerinden birisi sudur:

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi.

Olmaya devlet cihanda, bir nefes sihhat gibi.

Saltanat dedikleri bir cihân kavgasidir.

Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi.

Babasindan 6.557.000 km. kare olarak devraldigi Imparatorlugun topraklarini, 14.893.000 km. kareye çikarmisti.Cenaze namazini Seyhülislâm Ebussuud Efendi ve Nakibü’I – Esraf Taskentli Muhterem Efendi kildirmistir. Süleymaniye Camii avlusundaki türbesinde gömülüdür. (Allah rahmet eylesin.)

Silsile-i Saadâd’tan Hâce Muhammed Zâhid Bedahsi (k.s.) Hazretleri, Seyh Sünbül Sinan, Ibrahim Gülseni, Seyh Hamidullah’in oglu Hattat Mustafa’Dede, Kara Davud, Beyzavi’ye hasiye yazan Seyhzade, Humayünnâme sahibi Alâaddin, Mülteka sahibi Ibrahim Halebi, Sahidi Ibrahim Dede, Ahteri sahibi Mustafa Efendi,Lügat sahibi Nimetullah Efendi, Seyh Merkez Efendi, Kirklardan Hizir Efendi ve Isbah müellifi Ibni Neciym, Kanüni devrinde yasamis ve yine o devirde vefat etmis büyüklerdir.

Erkek çocuklari : Ikinci Selim, Bayezid, Abdullah, Murad, Mehmed, Mahmud, Cihangir, Mustafa.

Kiz çocuklari : Mihrimah Sultan, Raziye Sultan.

Sultan Ikinci Selim

Babasi . Kanuni Sultan Süleyman
Annesi . Hürrem Sultan

Dogumu : 28 Mays 1524

Vefati . 15 Aralik 1574

Saltanati : (1566-1574) (8) sene

Ikinci Selim, orta boylu, alni açik, mavi gözlü, ince kasli ve sarisin bir padisahti. Zamaninda cereyan eden mühim hadiselerden bazilari sunlardir :Komsu devletlerle sulh anlasmalari yapildi. Indonezya’ya denizden sefere Çikildi. Hindistan ve civarindaki müslüman hükümdarlara istekleri üzerine yardimlarda bulunuldu. Bir Türk gölü haline gelen Akdeniz’deki Kibris korsanlari, devamli devletin donanmasina ve ticaret gemilerine zarar verdiginden Kibris’in fethine karar verildi. Lala Mustafa Pasa tarafindan Kibris birbuçuk sene içinde tamamen fetholundu. Kibris’in imdadina gelen haçli donanmasi Inebahti’daki Türk donanmasini yakinca, padisah üzüntüsünden günlerce uyuyamadi. Çok kisa bir zaman sonra eski donanmadan kat kat üstün yeni bir donanma yapilip yine Akdeniz’e açildi. Bir sene içinde tam 158 gemi ile yeni donanma denize açilinca,Venedikliler sanki galip degil de maglüb bir devletmiscesine bir anlasma imzalamak mecburiyetinde kaldilar.Ayasofya Camii yeniden onarildi. Selimiye Camii o devrede insa edildi. Kirim Hanligina,Rusya seferine Çikma izni verildi ve Rusya vergiye baglandi.Tunus sehri fethedildi ve bütün Tunus, Osmanli topraklarina katildi.Ikinci Selim de babasi gibi sairdi. Saheser bir beyti :

Biz bülbül-i muhrik-i dem-i sekvayi firâkiz

Ates kesilir geçse sabâ gülsenimizden.

Son devrin ünlü sairlerinden Yahya Kemal, Ikinci Selim’in bu beyti için, Selimiye kadar güzel bir Siir, demistir.Babasindan 14.892.000 km. kare olarak devraldigi Imparatorluk topraklarini, 15.162.000 km. kare olarak birakmistir. 15 Aralik 1574 günü vefat etmis, dedesi Yavuz gibi ancak sekiz sene padisahlik yapmistir. Ayasofya’daki türbesine gömülmüstür. (Allah rahmet eylesin.)

Ebussuud Efendi, Seyh,Mehmed Âsik Efendi, Kastamonulu Seyh Saban Efendi, Birgili Mehmed Efendi, Sakâik’a zeyl yazan Âsik Çelebi ve Kinalizade Ali Efendi, Sokollu Mehmed Pasa, Ikinci Selim devrinde vefat eden büyüklerdir.

Erkek Çocuklari : Üçüncü Murad, AbdulIah, Osman, Mustafa, Süleyman, Mehmed,. Mahmud, Cihangir.

Kiz çocuklari : Fatma Sultan, Sah .Sultan,Cevherhan Sultan, Esma Sultan.

Sultan Üçüncü Murad

Babasi . Ikinci Selim
Annesi . Nurbânu Sultan

Documu : 4 Temmuz 1546

Vefati . 16 Ocak 1595

Saltanati : 1574 – 1595 (21 ) sene

Üçüncü Murad, orta boylu, degirmi yüzlü,kumral sakalli, elâ gözlü ve beyaz tenli bir padisahti. Çok cömertti, herkese yardim etmeyi severdi.Zamaninda cereyan eden mühim olaylar :Venedik’le anlasma yenilendi. Portekiz’le Vâdisseyl muharebesi yapildi ve Portekizliler kesin bir sekilde maglüb edildi. Ispanya’ya karsi Ingiltere’ye yardimlar yapildi. Lehistan kraIinin tayininde çikan mücadele kazanildi ve 1577′de Lehistan devleti de Osmanlilara tâbi oldu.1511′de Osmanli tabiiyetinde bulunan Kirim Hanligi Rusya’ya harb ilân etti. Moskova’ya kadar ilerleyerek Rusya’yi vergiye bagladi.1578′de Iran’la savaslar basladi. çildir Zaferi elde edildi, Tiflis ve Sirvan fethedildi. Hazar Denizine kadar Osmanli hakimiyetine alindi. Tarihte meshur Tiflis müdafaasi yapildi.Kaledeki bir avuç asker kedi ve köpeklere varincaya kadar yiyerek kaleyi teslim etmediler.27 günde Kars Kalesi yapildi 1583′de Mesâleler Zaferi kazanildi ve Revan fethedildi.

1585′de Tebriz dördüncü defa fethedildi.Gence sehri alindi.1590′da Iran’la sulh yapildi. 1593′de Almanya’ya harb ilân edildi.1594′de Yanikkale fethedildi.

Bu devirde Osmanli topraklarinin genisligi 19.902.000 km. kareye yükseldi. Osmanli Imparatorlugu en genis topraga bu zamanda sahib bulunuyordu.Üçüncü Murad 16 Ocak 1595′de 49 yasinda iken vefat etti. Ayasofya Camii avlusuna gömüldü. (Allah rahmet eylesin.)Besiktas’taki Yahya Efendi Türbesini O yaptirmisti. Fethiye Camiini de kiliseden camiye o çevirmisti.Beyzavi Tefsirine Hâsiye yazan Sinan Efendi (H. 986), Seyh Üftâde Hazretleri (H.989), Ahi Çelebi, Uryani Mehmed Dede ve Sakâik’a zeyl yazan Lütfi Mustafa Efendi, Molla Cami’ye serh yazan Muharrem Efendi, Gülistan’a serh yazan Sam’i Efendi, Vankulu Lügatinin sahibi Mehmed Vani Efendi (H. 1000) bu devirde vefat eden büyüklerdir.

Erkek çocuklari : Üçüncü Mehmed, Selim,Bayezid, Mustafa, Osman, Cihangir, Abdullah,Abdurrahman, Abdullah, Hasan, Ahmed, Yakub, Alemsah, Yusuf, Hüseyin, Korkud, Ali,Ishak, Ömer, Alaüddin, Davud.

Kiz çocuklari : Ayse Sultan, Fatma Sultan, Mihrimah Sultan, Fahriye Sultan.

Sultan Üçüncü Mehmed

Babasi .Üçüncü Murad
Annesi . Safiye Hatun

Dogumu : 26 Mays 1566

Vefati . 21 Aralik 1603

Saltanati : 1595 – 1603 (8) sene

Üçüncü Mehmed, Manisa’da dogdu. Cok kuvvetli bir ilim tahsili yapti. Orta boylu, kumral saçli ve güzel yüzlü idi. Dinine çok bagliydi ve tasavvufa da çok meraki vardi. Hz. Peygamberimizin mübarek ismi anilinca, saygi için derhal ayaga kaikardi.Ismini Fatih’e benzemesi için dedesi Kanuni, “Mehmed” koymustur. Üçüncü Mehmed devri, Osmanli Imparatorlugunun duraklama devrine rastlar. Nitekim Avrupa topraklarinda, Devleti Aliyye, birçok kalelerini Avrupalilara teslim eder. Sadrazam Koca Sinan Pasa’nin basarisizligini gören Üçüncü Mehmed, bizzat sefere çikmis, Haçova Meydan Savayi Avrupalilara karsi kazanmis ve Egri Kalesini fethetmistir. Tarihte Egri Fatihi diye anilir. Bu devirde Türkiye Iran yeniden savasa baslamistir. Vezirlerin ve ulema sinifindan bazi kimselerin, adam kayirmalari, ehliyetsiz olduklari halde bir çok kimseleri ehliyetli ve üstün kabiliyetli olarak padisaha tavsiyede bulunmak Için, padisahi ve Devleti Aliyyeyi güç durumlarda birakmistir.Üçüncü Mehmed, zamaninda çikan iç isyanlarla (Celâli Isyanlari ile) ugrasmis, disarida ise topraklar kaybedilmistir. Meshur Kanije Kalesi müdafaasi, Tiryaki Hasan Pasa tarafindan bu devirde yapilmistir. Üçüncü Mehmed genç yasinda iken 1603 senesinde vefat etmistir. (Allah rahmet eylesin.)Üçüncü Mehmed de sâirdi ve Adli mahlasiyla siirler yazmistir. Siirlerinden birisi de söyledir :

Yokdurur zulme rizamiz, adle biz mâilleriz.

Gözleriz Hakkin rizasini emrine kaailleriz.

Arifiz, âyine-i âlem – nümadir gönlümüz.

Rüzgârin cünbüsünden sanmayin gaafilleriz.

Püse-i ask içre Adli kaal ezelden kalbimiz,

Gill-ü gisdan hâliyiz, âlemde sâfi dilleriz.

Silsile-i Saadâd’tan Mevlânâ Muhammed Hâcegi Emkengi (H. 1008) ve Mühammed Bâki Billah Hazretleri (H. 1013), Sâir Bâki (H. 1008),Hasimi Osman Efendi (H. 1004), Tezkire sahibi Hasan Çelebi Efendi (H. 1013) Üçüncü Mehmed devrinde vefat eden büyüklerdir.

Erkek çocuklari : Birinci Ahmed, Birinci Mustafa, 5elim, Mahmud.

Kizlarinin isimleri bilinmiyor.

Sultan Birinci Ahmed

Babasi . Üçüncü Mehmed
Annesi . Handan Sultan

Dogumu : 18 Nisan 1590

Vefati . 22 Kasim 1617

Saltanati : 1603 1617 (14) sene

Birinci Ahmed, Kanuni’den sonra devlet isleri ile bizzat kendisi ugrasan çok gayretli bir padisahti. Çok sade giyinirdi. Çocuk denecek yaslarinda bile almis oldugu kararlar mükemmeldi. Daima ilim ve irfan sahibi büyük zatlarla istisare eder, onlara akil danisirdi.Birinci Ahmed, 14 yasinda padisah oldu.14 sene padisahlik yapti ve ondördüncü Osmanli padisahidir. Çok mükemmel bir tahsil görmüstür. Ayni zamanda iyi bir sâirdi. Bahti mahlasiyla yazdigi siirlerinden tesekkül eden bir divani vardir.

Dinine çok bagli bir müslüman hatta büyük bir veli idi. Alti büyük minareli ve 16 serefeli Sultanahmed Camiini bina ettirdi. Peygamberimiz Hz. Muhammed Efendimize (s.a.v.)bagliligi o kadar ileri idi ki, Efendimiz Hazretlerinin mübarek ayak izlerinin resmi içine bir siir yazmis ve o siiri kavugunda ölünceye kadar tasimistir. O siir ise sudur :

N’ola tâcim gibi basimda götürsem dâim

Kadem-i resmini ol Hazreti sâhi Rusülün.

Gül-i Gülzâri Nübüvvet, o kadem sahibidir.

Ahmedâ durma yüzün sür kademine ol gülün.

Kâbe’nin örtüleri bu devirde Istanbul’dan gitmeye basladi. Bu zamana kadar ise Misir’dan gönderiliyordu.Sultan Ahmed tahta çiktiginda, Osmanli Devleti, içte Celâli isyanlari, doguda Iran ve batida Almanya ve müttefikleri ile savas halinde idi. Almanya fena sekilde hirpalandi ve sulh istedi. Zitvatorok Antlasmasi imzalandi.1611 senesinde Celâli isyanlari tamamen bastirildi. Sira üçüncü gaile olan Iran’a geldi. Nihayet Iran ile de antlasma yapildi.

Akdeniz’de çok mühim deniz muharebeleri kazanildi.1605′de Estergon ve Uyvar fethedildi. Ayni sene son derece basarili bir Avusturya seferi yapildi. Macaristan Kralina taç giydirildi.Denizlerde Malta seferi yapildi.Sultan Ahmed 1617 senesinde vefat etti.Sultanahmed Camii yanindaki türbesine defnedildi. (Allah rahmet Eylesin.)

Tesâniyi sahibi Mevlânâ Aliyyül Kaari (H.1014), Mugnillebib sârihi Seyh Ebü Abdullah Muhammed (H. 1018), Hattat Hasan Çelebi Üsküdari (H. 1023) ve Karaca Ahmed (H. 1024)Sultan Ahmed devrinde vefat etmis büyük zatlardir.

Erkek çocuklari : Ikinci Osman, Dördüncü Murad, Sultan Ibrahim, Bayezid, Süleyman, Kasim, Mehmed, Hasan, Selim, Hanzâde, Ubeyde.

Kiz çocuklari : Gevherhan Sultan, Ayse Sultan, Fatma Sultan, Atike Sultan.

Sultan Birinci Mustafa

Babasi: Üçüncü Murad
Annesi: Handan Hanim

Dogumu:1592

Vefati: 20 Ocak 1639

Saltanati:1617-1623 (5) Sene

Birinci Mustafa güzel yüzlü seyrek sakalli ,sari benizli ve iri gözlü bir padisah idi.Akli muvazenesi bozuk oldugu halde tahta çikarildi. Fakat saltanati üç ayi henüz geçmisti ki, Seyhülislâmin fetvasi üzerine tahttan indirildi. Yerine Ikinci Osman (Genç Osman) tahta çikti.1622 senesinde yine bir entrika ile tahtan indirilen Genç Osmanin yerine tekrar (Mustafa I) geçti.Yedikule’de sehid edilen Genç Osman’in yerine ikinci defa tahta Cikarildi.Halbuki akli muvazenesi yine yerinde degildi.Zamaninda tarihteki meshur Sultanahmed vakasi meydana geldi. Halktan bir yigit “Sultan Osman’i niçin öldürdünüz?” diye askerlerin üzerine yürüdü. Çesitli manevralarla tam 80 kisinin ölmesine sebep oldu. Bir müddet sonra Kapukulu sipahileri ayaklandi. Genç Osman’i öldürdügü bilinen Davut Pasa idam edildi.Handan Sultan 8 Ocak 1623 tarihinde devlet erkânini toplanarak karar verip aklen yetersiz olan Ikinci 20 Ocak 1639 Mustafa’yi tahttan indirdiler. Seyhülislâm Es’ad Efendi nin, tahttan indirilmesine vermis oldugu

Fetvasinda :Akli dengesi bozuk olanin Hilafeti Caiz olmaz dedi.

Vefatinda 47 yasinda idi.

Çocugu yoktu.

Ikinci Sultan Osman

Babasi . Birinci Ahmed
Annesi . Mahfiruz Haseki Sultan

Dogumu : 3 Kasim 1604

Vefati . 10 Mayis 1622

Saltanati : 1617 – 1622 (5) sene

Genç Osman istanbul’da dünyaya geldi.Annesi onun yetismesi için çok titiz davrandi.lyi bir terbiye ve tahsil yaptirdi. Genç Osman.zeki ve enerjik bir padisahti. Biyiklari henüz terlememis olan Ikinci Osman sima itibari iIe çok güzeldi.26 Subat 1618 senesinde, amcasi Birinci Mustafa akli yetersizligi sebebiyle ve ulemanin fetvasi üzerine tahttan indirilince padisah oldu. Çocuk yasta olmasina ragmen mükemmel ve muazzam plânlari vardi. Büyük Lehistan seferine bizzat katilarak baskomutanlik yapti. Atilgan, cesur ve gözü pek olan bu padisah yasasaydi ikinci bir fatih olurdu diyenler vardir. Ayni zamanda hattat ve sâirdi. Bir beyti de sudur:

Niyetim hizmet idi saltanat ve devletime,

Çalisir hasid ü bedhah aceb nekbetime.

Çok büyük emeller ve plânlar üzerinde duran genç padisaha hasedcilerin hasedi kabardi. Kendisine plânlarini tatbik etmesinde yardim edecek bir vezir veya bir sadrazam bulamadi. Tarihte esine az rastlanir bir fecaatle tahttan indirilerek Yedikule Zindanlarinda bogdurularak ,sehid edildi.Ayni sene içinde Istanbul Bogazi donmus,Istanbul’dan Üsküdar’a yaya olarak geçilmisti. Yine ayni sene günes tutulma hadisesi, vâki olmustu. Babasi Birinci Ahmed’in, Sultan Ahmed Camii yanindaki türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)

Sâir Nevi, onun vefati üzerine sunlari yazdi :
Bir sâh-i âlisan iken, sâh-i cihâna kiydilar.

Gayretli,genç aslan iken, sâh-i cihanda kiydilar.

Gazai bahadir Hân idi, ali nesli sultân idi.

Namiyla Osman Hân idi, sâh-i cihâna kiydilar.

Molla Gânim Bagdâdi ve Seyh Ebu’I Gays bu devirde vefat etmislerdir.

Erkek çocuklari : Ömer, Mustafa.

Kiz çocugu : Zeyneb Sultan.

Sultan Dördüncü Murat

Babasi . Birinci Ahmed
Annesi . Kösem Sultan

Dogumu : 27 Temmuz 1612

Vefati . 9 Subat 1640

Saltanati : 1623 – 1640 (17) sene

Dördüncü Murad Istanbul’da dogdu. Iyi bir tahsil gördü. Çok kuvvetli bir vücuda sahipti.200 okkalik gürzleri rahatça kaldirabiliyordu.En kuvvetli yaylar çeker, çok uzaklara cirit atardi. Attigi oklar ile kalkanlari bile delebiliyordu.

Çok küçük yasta padisah oldu. Bir müddet devlet islerine bakamadi. Devrinde 1624 ve 1625 senelerinde Anadolu’ya iki sefer yapildi.Celâli isyanlari bastirildi. Çok degerli bir sâir olan padisahin. daha çocuk yasta iken Bagdati muhasara eden ve padisahtan yardim isteyen sadrazama verdigi manzum cevap çok meshurdur :

Hâfizâ Bagdat’a imdad etmeye er yok mu dur?

Bizden istimdad edersin sende asker yok mudur?

Genç Osman zamanindakinin bir benzeri olan ayaklanmayi çok büyük bir ustalikla bastirdi ve tesirsiz hale getirdi. Çok tesirli bir nutukla âsilere bile kendi lehinde tezahürat yaptirdi. Sonradan da bu entrikalari çevirenleri birer ikiser yakalatip idam ettirdi.1633 senesinde tütün yasagi koydu. 1634′de içkiyi yasakladi. Devlete bagliligi olmayan herkesi idam ettirdi. Düzenledigi bir dogu seferinde Bagdati fethetti ve 1638′de Bagdat Fatihi ünvanini aldi.Istanbul’da ve devletin her kesiminde bütün kabadayilari temizledi. Çok genis bir haber alma teskilâti kurarak, Imparatorlugun her tarafindaki zorbalari ismen tesbit ettirdi ve sefere çiktiginda geçtigi yerlerdekileri ismen çagirip boyunlarini vurdurdu. Kâbe-i Muazzama’yi yeniden bina ettirdi.Muradi ve Sah Murad mahlasiyla siirler

yazdi. Ayni zamanda büyük bir bestekârdi. Devlet islerine tam hâkimdi. Her seyden haberi olurdu. Seferlerinde askerle ayni Sartlar içinde bulunur, uykusunu bile atinin üzerinde yapardi. Tahta çiktiginda devlet hazinesi bombostu. Tahti biraktiginda ise dopdolu idi. Üstün meziyetleri genis tarih kitaplarinda yeterince anlatilmaktadir.1640 senesinde hastalandi. Kendisinden ümidini kesti fakat iyi oldu. Sonra yeniden hasta düstü. 8 Subat 1640′da 28 yasinda iken vefat etti, (Allah rahmet eylesin.)

Silsile-i Saadât’tan Imam-i Rabbâni Ahmed Fârüki Serhendi (k.s.) Hazretleri (H. 1034),Alti Parmak Mehmed Efendi, Ganizâde Nâdir Efendi, Veys Efendi, Seyh Aziz Mahmud Hüdâi (H. 1038), Seyh Abdurrahman Karabas Veli, Seyh Ismâil Ankaravi Dördüncü Murad devrinde vefat etmislerdir.

Erkek çocuklari : Süleyman, Mehmed, Alâüddin, Ahmed.

Kiz çocuklar! : Safiye Sultan, Gevherhan Sultan, Kaya Ismihan Sultan, Rükiye Sultan,Zeyneb Sultan, Rükiye Sultan.

Sultan Ibrahim

Babasi . Birinci Ahmed
Annesi . Kösem Sultan

Dogumu : 5 Kasim 1616

Vefati . 18 Agustos 1648

Saltanati : 1640 – 1648 (8) sene

Sultan Ibrahim Istanbul’da dogdu. Uzun boylu, kuvvetli vücutlu ve kumral sakalli idi.Annesi onun iyi yetismesi için çok gayret göstermisti.Devrinde yasayan bazi kindar yazarlarin dedigi gibi deli degildi. Kardesi Dördüncü Murad’in vefati üzerine tahta çikmis ve tahta çikisinda söyle demisti : “Elhamdülillah Ya Rabbi! Benim gibi zaif kulunu bu makama lâyik gördün. Ya Rab! Saltanat günlerimde milletimin halini hos eyle ve birbirimizden hosnut kil.”Sultan Ibrahim tahta çiktiginda Osmanlilarin hayatta kalan tek erkek ferdi idi. Bir sene sonra ancak Dördüncü Mehmed ve digerleri dünyaya geldiler. Böylece Hanedân kesilmekten kurtuldu. Ilk zamanlarinda yeniçeri zorbaIariyla ugrasti. Fakat zaman geçtikçe dalkavuk vezirlerin tesiri altinda kalmaktan kendini kurtaramadi. Hakkindaki çirkin iftiralar ise,padisahi sehid edenler tarafindan kendilerini hakli görmeleri için uydurulmus yalanlardi.Sultan Ibrahim çok siddetli bir basagrisina mübtela idi. Meshur tarihçi Peçevi ve Evliya Çelebi son senelerini Sultan Ibrahim devrinde tamamlamislardir.1645 senesinde Venediklilerle Girit savasi basladi. Ayni sene Hanya ve Resmo fethedildi.1646′da Kandiye kalesi muhasara edildi. 1648′de Kandiye teslim oldu. Bu senede Istanbul’da yeni bir ihtilâl daha patlak verdi ve Sultan lbrahim tahtindan indirilerek sehid edildi. (Allah rahmet eylesin.)

Sâir Ruhi-i Bagdâdi, Fusus Sarihi Abdullah Sinobi bu devirde vefat etmis zatlardir.

Erkek çocuklari : Dördüncü Mehmed, Ikinci Süleyman, Ikinci Ahmed, Orhan, Bayezid, Cihangir, Selim, Murad.

Kiz Cocuklari : Ümmü Gülsüm Sultan, Peykân Sultan, Atike Sultan, AySe Sultan,

Gevherhan Suttan.

SULTAN DÖRDÜNCÜ MEHMED
1648 – 1687

Babasi: Sultan I. Ibrahim
Annesi: Turhan Hatice Sultan

Dogumu: 02 Ocak 1642

Ölümü: 06 Ocak 1693

Saltanati: 08 Agustos 1648-1687

HAYATI

Sultan Dördüncü Mehmed 2 Ocak 1642′de istanbul’da dogdu. Babasi Sultan Birinci ibrahim, annesi Turhan Hatice Sultan’dir.

Annesi Rusdur. Sultan Dördüncü Mehmed orta boylu, beyaz tenli ve yanik çehreliydi. Ata çok bindigi için vücudu öne egikti.

Annesi onu çok iyi yetistirdi. iyi bir ilim tahsili gördü. Babasi Sultan ibrahim’in öldürülmesi üzerine 8 Agustos 1648 günü, henüz yedi yasinda iken padisah oldu. Ava ve edebiyata çok merakliydi. Ava olan meraki yüzünden tarihte Avci Mehmed olarak anilir.

Bes vakit namazi cemaatle kilardi. içkiyi siddetle yasaklayip, içki imalathanelerini kapattirdi. Sadrazamligi, Köprülü ailesine vermekle çok isabetli bir karar aldi. Sultan Dördüncü Mehmed zamaninda Osmanli Devleti en genis sinirlarina kavustu.

Hayatinin büyük bir kismi saray entrikalariyla geçti. ikinci Viyana bozgunundan sonra, ordunun ve devlet erkaninin oybirligi ile 8 Kasim 1687 günü tahttan indirildi. Bundan sonraki ömrü, saraydaki bir odada yanina konulan iki cariye ile tam bir hapis hayati seklinde sürdü. 6 Aralik 1693′de Edirne’de vefat etti. Cenazesi istanbul’a gönderildi ve Yeni Cami’deki Türbesine, annesi Turhan Sultanin yanina defnedildi.

Erkek Çocuklari : ikinci Mustafa, Üçüncü Ahmed, Bayezid.

Kiz çocuklari : Hatice Sultan, Safiye Sultan, Ümmü Gülsüm Sultan, Fatma Sultan.

KÖSEM SULTAN’IN ÖLDÜRÜLMESI

Sultan Dördüncü Mehmed, tahta çiktiginda Çanakkale Bogazi Venediklilerin ablukasi altinda bulunuyordu. Saray içindeki çekismeler yeniçeri ve Celali isyanlari devam ediyordu.

Dört padisahin saltanati süresince Kösem Sultan devlet ve harem hakimiyetini ele geçirmisti. Yaptigi entrikalara bir yenisini eklemeye çalisan Kösem Sultan ve yakin çevresi, padisahi zehirleyip yerine sehzade Süleyman’i geçirmeyi planladilar. Ancak Turhan Sultan, durumu son anda haber alip Kösem Sultani bogdurttu (3 Eylül 1651).

TARHUNCU AHMED PASA

Sultan Dördüncü Mehmed döneminde sadrazamliga getirilen Tarhuncu Ahmed Pasa, Girit’i fethetmek, donanmayi yeniden kurmak ve devlet bütçesini düzenlemek için çalismalar yapti. 1652 yilinda sadrazam olan Tarhuncu Ahmed Pasa, bütçeyi denklestirmek için verilen gereksiz hediye ve bahsisleri sinirlandirdi.

Saray harcamalarini azaltmaya çalisan, ilk kez mali yil bütçesini önceden hazirlayan Tarhuncu Ahmed Pasa, çikarlari elden gidenlerin yalan ve dedikodulari sonucu idam edildi (1653). Tarhuncu Ahmed Pasa’nin öldürülmesinden sonra ülkede siyasi istikrar kalmadi.

Yeteneksiz kisiler yönetime hakim oldu. Yeniçeri ve sipahi ayaklanmalari, Celali hareketleri durmadi. Kitlik sonucu köylülerin arazilerini terk etmeleri, sehirlerde nüfus artisina yol açti ve issizlik boy gösterdi.

KÖPRÜLÜLER DEVRI

Sik sik meydana gelen sadrazam degisiklikleri, Osmanli imparatorlugu’ndaki kötü gidise son verilmesine engel oluyordu. Bu siralarda gerek halk, gerekse devletin ileri gelenleri arasinda Köprülü Mehmed Pasa’nin sadrazam olmasi ile bütün islerin düzelecegi yolunda bir inanç dogmustu. Sadrazam olmasi için teklif götürülen Köprülü Mehmed Pasa, bazi sartlar ileri sürdü.

Osmanli tarihinde ilk kez bir kisi sadrazam olmak için bazi sartlar ileri sürüyordu. Saray devlet islerine karismayacak, istedigi atamalari yapacak, hakkinda bir sikayet olursa savunmasi alinmadan bir islem yapilmayacakti. Bu sartlari kabul eden Sultan Dördüncü Mehmed, 15 Eylül 1656 tarihinde Köprülü Mehmed Pasa’yi sadrazamliga getirdi.

Mali konularda bir çok düzenleme yapan Köprülü Mehmed Pasa, ulema arasinda mevcut olan dini tartismayi da sona erdirdi.

Venedikliler tarafindan isgal edilen Limni (15 Kasim 1657), Bozcaada ve imroz geri alindi.

Konotop zaferiyle Rus Ordusu yenilgiye ugratildi (12 Temmuz 1659) ve Erdel Beyi Rakoçi’nin isyani bastirildi (12 Kasim 1659).

Anadolu’da bagimsiz yasamaya baslamis beyler üzerine kuvvetler gönderdi ve istikrari sagladi. Köprülü Mehmed Pasa, Sultan Dördüncü Murad ve Kuyucu Murad Pasa gibi siddet yoluyla, ülkede asayisi saglamaya çalisti. Bes yillik sadrazamligi sirasinda 35.000 kisiyi öldürttügü söylenir.

Sadrazam Köprülü Mehmed Pasa’nin 30 Ekim 1661 tarihinde vefati üzerine, oglu Köprülü Fazil Ahmed Pasa sadrazamliga tayin edildi.

Bu sirada Erdel Beyligi yüzünden Osmanli-Avusturya savaslari devam ediyordu. Köprülü Fazil Ahmed Pasa, Avusturya üzerine sefere çikti. Uyvar (24 Eylül 1663), Novigrad (4 Kasim 1663) kalelerinin fethedilmesi üzerine Avusturya baris istedi.

Yapilan Vasvar antlasmasiyla (10 Agustos 1664), Erdel Beyligi Osmanli Devleti’ne bagli kalacak, Uyvar ve Novigrad kaleleri Osmanlilara birakilacak ve Avusturya savas tazminati verecekti.

Venediklilerin Girit için vergi vermeyi teklif etmesini kabul etmeyen Köprülü Fazil Ahmed Pasa, donanmayla sefere çikti. Selanik limanlarindan Girit adasina silah ve cephane nakledildi. Benefse üzerinden Girit’e gelip, Hanya’dan karaya çikan Köprülü Fazil Ahmed Pasa, Kandiye kalesini kusatti. Yirmi alti ay süren bir kusatmadan ve siddetli çarpismalardan sonra, Kandiye 5 Eylül 1669′da teslim olunca Girit’in fethi tamamlandi.

BUÇAS ANTLASMASI

Hotin antlasmasindan sonra, Lehistan ve Osmanli Devleti arasinda elli yil süren bir baris süreci yasanmisti. Osmanli himayesindeki Ukrayna Kazaklarina saldiran Lehliler, barisi bozdular. Sultan Dördüncü Mehmed ve Köprülü Fazil Ahmed Pasa, Ukrayna kazaklarinin yardim istemesi üzerine, Lehistan seferine çiktilar. Osmanli ordusunun ard arda kazandigi basarilardan sonra, Lehistan baris istedi. imzalanan Bucas antlasmasiyla (18 Ekim 1672), Podolya Osmanlilara geçti. Lehistan Kirim Hanina vergi ödemeye devam edecekti. Ayrica Lehistan her yil Osmanli Devleti’ne 22.000 altin ödemeyi kabul ediyordu.

Lehistan meclisinin, bu antlasmadaki para maddesini kabul etmemesi üzerine, 4 yil süren ikinci Lehistan seferine çikildi. Bazi kalelerin fethedilmesi üzerine, Lehistan elçisi, Podolya ve Ukrayna’nin iadesi sartiyla antlasma istediyse de bu kabul edilmedi. Bu arada Köprülü Fazil Ahmed Pasa’nin hastalanmasi üzerine, 1675 yilinda Lehistan serdarligina ibrahim Pasa tayin edildi. Sultan Dördüncü Mehmed, Köprülü Fazil Ahmed Pasa ile birlikte Edirne’ye döndü.

Ibrahim Pasa, kisa sürede 48 kale ve palangayi fethedince, Lehistan tekrar antlasma istedi. 27 Ekim 1676′da Zarawno’da imzalanan antlasma ile 22.000 altindan vazgeçilmek sartiyla, daha önce Köprülü Fazil Ahmed Pasa tarafindan imzalan Buças antlasmasinin maddeleri aynen kabul edildi. Sadrazam Köprülü Fazil Ahmed Pasa antlasmanin imzalandigi haberini aldiktan bir süre sonra 3 Kasim 1676 tarihinde vefat etti.

II. VIYANA KUSATMASI

Köprülü Fazil Ahmed Pasa’nin vefati üzerine, 5 Kasim 1676 tarihinde Merzifonlu Kara Mustafa Pasa sadrazamliga getirildi. Rusya seferinin, yapilan baris antlasmasiyla bitmesinden sonra, Macaristan’da Avusturya’ya karsi isyan edip tekrar Osmanli Devleti himayesini isteyen Tökeli imre (Emeric Thökely), Merzifonlu Kara Mustafa Pasa tarafindan Orta Macaristan Krali ilan edildi.

Macarlarin lideri konumuna gelen Tökeli imre, Avusturya krali I. Leopold’a karsi direnise geçti. Tökeli’nin Osmanlilardan yardim istemesi üzerine, bunu firsat bilen Merzifonlu Kara Mustafa Pasa Viyana’yi kusatti(14 Temmuz 1683).

60 gün süren kusatma sirasinda Viyana’ya 18 büyük yürüyüs gerçeklestirildi. Ancak büyük ve son saldiri için Merzifonlu Kara Mustafa Pasa sürekli bekliyordu. Bu arada Papanin çagrisi üzerine Lehistan Krali Jan Sobiyeski Viyana’nin yardimina yetisti.

Düsmana 80 bin kisilik ordusuyla büyük moral ve güç kazandiran Lehistan Kralinin gelmesiyle, Osmanli Ordusu iki ordu arasinda sikisti. Kirim kuvvetlerinin yeterli gayreti ve mücadeleyi göstermemesi üzerine, Osmanli ordusu dagildi ve büyük bir bozguna ugradi; ordu hizli ve düzensiz sekilde Belgrad’a dogru geri çekildi.

Ikinci Viyana Kusatmasi’ndaki basarisizlik Sultan Dördüncü Mehmed’in Merzifonlu Kara Mustafa Pasaya olan güvenini sarsmadiysa da, düsmanlari sadrazami basarisizligin tek sorumlusu olarak gösterdiler. Merzifonlu Kara Mustafa Pasa Belgrad’da idam edildi. Yerine Kara ibrahim Pasa sadrazamliga getirildi.

Viyana önlerinde bozguna ugrayan Osmanli Ordusu geri çekilince düsman kuvvetleri Macaristan girdi. Sirasiyla Visgrad (18 Haziran 1684), Uyvar (19 Agustos 1685), Budin (2 Eylül 1686) kaleleri Avusturyalilarin eline geçti. Diger taraftan Venedik, Avusturya ile anlasarak Osmanli Devleti’ne karsi cephe açti ve adalarin bazilarini ele geçirdi. Venedik Yunanistan’da Patras, Korent, inebahti, Mizistre gibi önemli kalelere ve son olarak Atina’yi ele geçirdi (25 Eylül 1687).

Ikinci Viyana Kusatmasi’nin Osmanli tarihinde önemi büyüktür. simdiye kadar bu denli büyük bir yenilgiye ugramayan Osmanli Devleti artik gerilemeye basliyordu. ikinci Viyana Kusatmasi’ndan sonra Avrupa Devletleri Türkleri Avrupa’dan çikarma umuduna kapilip kutsal ittifaki kurdular.

Avusturya ve Venedik’e karsi alinan maglubiyetler ve önemli kalelerin kaybedilmesi Osmanli Devleti’nde büyük yanki uyandirmisti.

Ordu da isyanlar basladi. Askerler basarisizliginin sebebi olarak Sultan Dördüncü Mehmed’i suçluyorlardi. Askerlerin istegi ile sadrazam olan Siyavus Pasa, bütün devlet adamlarinin hazir bulundugu bir toplantida Sultan Dördüncü Mehmed’in tahttan indirilerek yerine sehzade Süleyman’in tahta geçirilmesine dair bir karar aldi. Sultan Dördüncü Mehmed 8 Kasim 1687 tarihinde tahttan indirildi.

MIMARI ESERLER

Sultan Dördüncü Mehmed, 39 yil gibi uzun sayilabilecek bir süre Osmanli tahtinda kaldi. Osmanli Devleti’nin en genis sinirlarina ulastigi bu devir boyunca mimari alanda da bir çok faaliyet gerçeklestirildi. 60 yil önce yarim kalan Yeni Camii ve Külliyesi tamamlandi.

1658-60 yillari arasinda Rumeli ve Anadolu hisarlari tamir edildi.

Misir Çarsisi,

Hünkar Kasri,

Divanyolu Köprülü Külliyesi,

Safranbolu Köprülü Mehmed Pasa Camii,

Vezirköprü Fazil Ahmed Pasa Külliyesi,

incesu Merzifonlu Kara Mustafa Pasa Camii ve

Kervansarayi insa edildi.

Sultan Ikinci Süleyman

Babasi . Sultan Ibrahim
Annesi . Saliha Dilâsub Sultan

Dogumu : 15 Nisan 1642

Vefati . 22 Haziran 1691

Saltanati : 1687 – 1691 (4) sene

Ikinci Süleyman, Istanbul’da dogdu. Annesi tarafindan titizlikle yetistirildi. Orta boylu,kir sakalli, sisman ve halim selim bir padisahti.

Padisah oldugu sirada askeri zorbalarin ortali karistirmasi üzerine büyük temizli giristi. Asayisi kismen de olsa temin etti. Devleti çok kötü sartlar içinde iken teslim aldi.Dördüncü Mehmed devrinde Almanlarin eline geçen birçok yerleri geri aldi. Cesur, dindar,vatansever, merhametli ve nazikti. Rüsvet ve sefahata son derece düsmandi.Köprülü Fazil Mustafa Pasa’yi büyük muhalefetlere ragmen sadrazam tayin etti. Devrinde Lehistan, Rusya, Almanya ve Venedik’le ayni anda savasildi. Lehliler ve Ruslara karsi kesin zafer elde edildi. Venedikliler durduruldu. Almanlardan Belgrad, Sirbistan’in tamami,Nis, Vidin ve Semendire tekrar alindi. (1690)

lkinci Süleyman, Köprülü Fazil Mustafa Pasa’yi bu basarilarindan sonra Istanbul’a döndügü zaman sevincinden agliyarak karsiladi. Bizzat kendi hirkasini çikarip ona giydirdi. 1691′de Macaristan fethedilmek üzere yeniden sefere çikildi. Ikinci Süleyman, 3 yil yedi ay 4 gün padisahlik yapti. 49 yasini geçiyordu ki, tutulmus oldugu bir hastaliktan öldü. Ölüm hastasi iken Islâm ordusunu Avrupa seferine ugurluyordu.Cenazesi Istanbul’a getirildi ve Kanuni Sultan Süleyman Türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)Debbagzade Mehmed Efendi, Haci Feyzullah Efendi, Feyzullah Fevzi Efendi gibi kiymetli sahsiyetler devrinde Seyhülislâmlik yapmisIardir. Meshur hattat Hafiz Osman Efendi, Bestekâr Dede Efendi ve Itri Efendi gibi dehâlarda devrinde yasamislardir.Silsile-i Saadât-i Naksibendiyye’den Seyh Seyfüddin Arif (k.s.) Hazretleri (H. 1098), Atpazarli Seyh Osman Fazli (H. 1102) bu devirde vefat etmislerdir.

Çocuklarinin isimleri bilinmiyor.

Sultan Ikinci Ahmet

Babasi . Sultan Ibrahim
Annesi . Hatice Muazzez Sultan

Dogumu : 25 subat 1643

Vefati . 6 subat 1695

Saltanati : 1691 – 1695 (4) sene

Ikinci Ahmed. Istanbul’da dogdu. Annesi onun terbiyesi ve tahsili ile sIkI bir sekilde mesgul oldu. Son derece faal ve her isi bizzat idare etmek isteyen biriydi. Yazi .yazma kabiliyeti çok üstündü. Kendisi bir çok Kur’an-i Kerim yazmistir. Arapça ve Farsça lisanlarina vakifti. Devlet islerini çok yakindan takip eder,hasta bile olsa divan toplantilarina katilirdi.

Sairlere ve Siirlere düskündü. Fazil Mustafa Pasayi Sadrazamlikta birakti.

Salankamen Meydan Muharebesinde, Köprülü Fazil Mustafa Pasa sehid düstü. (1691) Venediklilerle Hanya’da Siddetli çarpismalar yapildi ve Hanya Zaferi elde edildi. (Agustos 1692)1693 senesinde Istanbul’da iki yangin oldu ve 5000 tane bina yandi.Almanlar ayni sene Belgrad’i muhasara ettiler ve 10.000 ölü vererek çekildiler.21 Eylül’de Sakiz düstü.Ikinci Ahmed 6 Subat 1695 senesinde Edirne’de vefat etti. Cenazesi, agabeyi Ikinci Süleyman gibi Istanbul’a getirildi ve Kanuni Sultan Süleyman Türbesine gömüldü. (Allah rahmet eylesin.)

Seyh Selami Ali Efendi, Seyh Muhammed Niyazi-i Misri (H. 1105) bu devirde vefat etmislerdir.

Erkek çocuklari : Ibrahim, Selim.

Kiz çocuklari : Atike Sultan, Hatice Sultan, Asiye Sultan.

Sultan Ikinci Mustafa

Babasi : Dördüncü Mehmed

Annesi : Emetullah Rabia Gülnüs Sultan

Dogumu : 5 Haziran 1664

Vefati : 29 Ocak 1704

Saltanati : 1695 – 1703 (8) sene

Ikinci Mustafa, Istanbul’da dünyaya geldi. Kuvvetli bir ilim tahsili yapti. Tahta geçtiginin üçüncü günü yapacagi isleri anlatan bir yazi nesretti. Yazisinda : “Zevk, sefa ve rahati kendimize haram eylemisizdir.” diyordu.

Yine vezirlerinden birine yazmis oldugu yazi söyledir :”Bana agirlik ve hazine lâzim degil. Yerine göre kuru ekmek yerim. Vücudumu din ugruna harcarim. Sikintinin her çesidine sabrederim. Milletime hizmet tamam olmadikça, seferden dönmem. Elbette sefere bizzat kendim giderim.”

Devrinde Sakiz Adasi yeniden alindi. Çok kiymetli deniz zaferleri kazanildi. 1695′de Lugos Zaferi kazanildi. Rus Çari Büyük Petro Azak’ta hezimete ugratildi. Fakat bir sene sonra Azak düstü. 1696′da Azak Kalesindeki 500 asker 100.000′lik Rus Ordusuna iki ay dayandi. Almanlara karsi Olas Zaferi kazanildi. Lehistan, Alman ve Venedik cephelerinde büyük ve kesin basarilar kazanildi. Fakat Zenta Bozgunu diye tarihe geçen ve 30.000 Türk askerinin sehadetiyle neticelenen elim hadise bu devirde meydana geldi.1699′da Karlofça Anlasmasi yapildi.

1703′te Istanbul’da isyan oldu. Isyan büyüdü ve Ikinci Mustafa tahttan indirildi. 4 ay sonra da vefat etti. Vefatinda 39 yasinda idi. Istanbul’da Yeni Cami yanindaki türbesine gömüldü. (Allah rahmet eylesin.) Maruf ve meshur Hattat Hafiz Osman Efendi (H. 1110), Emirler Seyhi Seyyid Mehmed Efendi bu devirde vefat etmislerdir.

Erkek çocuklari : Birinci Mahmud, Üçüncü Osman, Üçüncü Ahmed, Küçük Ahmed, Hüseyin, Selim, Mehmed, Murad, Osman.

Kiz çocuklan : Ümmügülsüm, Ayse, Emetullah, Emine, Rukiye, Safiye. Zahide, Atike,Fatma, Zeyneb, Zahide.

SULTAN III. AHMED

Babasi : Dördüncü Mehmed
Annesi : Emetullah Rabia Gülnüs Sultan

Dogumu : 31 Aralik 1673

Vefati : 1 Temmuz 1736

Saltanati : 1703 – 1730 (27) sene

Üçüncü Ahmed, uzun boylu, kara gözlü,dogan burunlu ve bugday benizli idi. Hattat ve sâirdi. Necib mahlasiyle siirler yazmistir. Musikiden de fevkalade anlardi.

Devrinde Oran Sehri Ispanyollardan alindi. 1711 senesinde Prut seferine çikildi. Prut Ovasinda Rus Ordusu feci sekilde kistirildi ve Rusya ile anlasma yapildi. Isveç Kralinin 4 senelik misafirligi de bu devire rastlamistir.

Azak Ruslardan geri alindi. 1715′de Mora seferi yapildi ve Mora Venediklilerden geri alindi. 1718′de Almanya ve Venedikle Pasorofça sulhü yapildi. Lâle Devri denilen meshur devir bu tarihten sonra basladi.1722′de Dagistan Türk tabiiyetine girdi.Ancak 1723′de lran Savasi basladi. Iran’in bes büyük eyaleti isgal edildi. Hemedan Anlasmasi 1727′de yapildi. Sonradan Iranlilar isgal edilen yerlerin bir kismini geri aldilar. Yine 1727′de ilk Türk Matbaasi açildi.

28 Eylül 1730′da Patrona Halil Isyani oldu. Üçüncü Ahmed durumun vehametini anladi ve yegeni Birinci Mahmud’u padisahliga oturttu.

Bir müddet sonra da 62 yasinda oldugu halde vefat etti. (Allah rahmet eylesin.)

Silsile-i Saadât-i Naksibendiyye’den Seyh Muhammed Nüru’I – Bedvani (k.s.) Hazretleri .(H. 1135), Üsküdarli Seyh Mehmed Nasühi Efendi, Ruhul Beyan sahibi Bursa’li Seyh Ismail Hakki Celveti Hazretleri (H. 1137) Üçüncü Ahmed devrinde vefat etmislerdir.

Erkek çocuklari : Birinci Abdülhamid, Üçüncü Mustafa, Süleyman, Bayezid, Mehmed, Ibrahim, Numan, Selim, Ali, Isa, Murad, Seyfeddin, Abdülmecid, Abdülmelik.

Kiz çocuklari : Emine, Rabia, Habibe, Zeyneb, Zübeyde, Esma, Hatice, Rukiye, Saliha, Atike, Reyhan, Esime, Ferdane, Nazife, Naile, Ayse, Fatma, Emetullah, Ümmüselma, Emine, Rukiye, Zeyneb, Sabiha.

SULTAN I.MAHMUD


Sponsorlu bağlantılar

Babasi . Ikinci Mustafa
Annesi . Saliha Valide Sultan

Dogumu : 2 Agustos 1696

Vefati . 13 Aralik 1754

Saltanati : 1730 – 1754 (24) sene

Birinci Mahmud küçük yastan itibaren çok kiymetli hocalardan ilim tahsil etmeye basladi.Çok azimkâr ve sebatkâr bir padisahti. Devrindeki en degerli kimseleri seçip is basina getirdi. Padisah olduktan sonra ilk önce Patrona Halil ve maiyetindekileri ortadan kaldirdi.Üstün karakterli bir Sahsiyetti. “Sebkâti” mahlasiyla siirleri ve ayni zamanda büyük kiymete haiz besteleri vardi.Devrinde pek çok sadrazam degismeleri olmustur. 1750 senesinde Istanbul’da hem büyük bir yangin ve hem de zelzele oldu. Istanbul’un büyük camileri hasar gördü ve derhal tamir ettirdi. Yanginda dükkân ve evleri yananlarin zararlarini kendisi karsiladi. Ev ve dükkânlari yeniden yaptirip sahiplerine teslim etti.1737′de Almanya ile savasa baslandi.1739′da Belgrad Anlasmasi yapildi ve Belgrad alindi. Iran kesin bir yenilgiye ugratildi. 1736 senesinde Iran’la Istanbul Anlasmasi yapildi.Anlasmadan sonra Iran’lilar bir çok yerleri geri aldilar. Nihayet savas 1746 senesinde sulh yapilarak neticelendi. Iran’lilar aldiklari yerleri geri verdiler. Caferi Mezhebinin Besinci mezheb olmasi teklifi bu devirde Osmanli Devleti tarafindan katiyetle reddedildi.Birinci Mahmud devrinde Osmanli Impa ratorlugu’nun topraklarinin genisligi 15.538.000 km. kare idi.Büyük alim ve Mektübat-i Serife’nin mütercimi Müstakiymzade Süleyman Saadeddin Efendi, Tokatli Emin Efendi ve Ressam Levni bu devirde yasamis büyüklerdir.Birinci Mahmud 58 yasini geçtigi bir sirada vefat etti ve Yeni Camii yanindaki babasinin türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)Seyh Abdül Gani Nablusi (H. 1144), Hattat Seyyid Abdullah Efendi, Reisü’I – Kurra ve Imam Fil Hadis Yusuf Efendi Zâde bu devirde vefat etmis zatlardir. Çocugu yoktu.

SULTAN III.MUSTAFA

Sultan Üçüncü Mustafa

Babasi . Üçüncü Ahmed
Annesi . Mihrimah Sultan

Dogumu : 28 Ocak 1717

Vefati . 21 Ocak 1774

Saltanati : 1757 – 1774 (17) sene

Üçüncü’ Mustafa orta boylu, iri gözlü, yassi burunlu ve siyah sakalli idi. Heybetli ve kuvvetli bir vücuda sahipti. Çok iyi bir tahsil yapti. Çok çaliskan ve cömert bir insandi. Bilhassa siirde büyük kabiliyeti vardi. (Cihangir) mahlasiyla yazdigi siirler pek maruftur. Meshur Siirlerinden birisi ,sudur :

Yikilipdur bu cihan sanmaki bizde düzele,

Devlet-i çerh-i deni verdi kâmu müptezele.

Simdi ebvab-i saadetle gezen hep hezele,

Isimiz kaldi hemân merhamet-i Lem Yezel’e.

Astronomi ile mesgul oldu. Islâm ve Osmanli tarihlerini gayet genis olarak tetkik etti.Memleketine en büyük felâketin Rusya’dan gelecegini çok iyi bildiginden, müdafaa için geceli gündüzlü çalisarak, her türlü hazirligi yapti. Muharebelerde sarfedilmek üzere iç ve dis hazineyi altin ile doldurmustu.Tahta çiktiginda 40 yasinda idi. Devletin büyük bir islahata ihtiyaci oldugunu Çok iyi bilen ve bu hususta mühim hamleler yapan bir hükümdardi. Süveys Kanali’ni bile açtirmayi düsünüyordu. Fakat is basina getirecek kiymetli kimseleri bulamamanin üzüntüsü içindeydi.1766 senesinde olan zelzelede yikilan Fatih ve Eyyüb Sultan Camilerini ve bütün Istanbul’u adeta yeniden imar etmistir. Kara ve Deniz Mühendishaneleri onun zamaninda kurulmustur. (1764) 1768′de Rusya ile savas basladi ve 1774 senesinde bitti. Savas neticesinde Kaynarca Anlasmasi yapildi. Büyük ve önemli ölçüde toprak kaybi oldu. Devletin esas gerileme devri de bundan sonra basladi Rus savasinda üzüntüsunden hastalanmis ve vefat etmistir. Vefatinda 57 yasina yaklasiyordu. (Allah rahmet eylesin.)Lâleli Camii 4 sene içinde bu devirde insa edildi. Seyh Abdullah Kaskari bu devirde vefat etmistir ve Eyüp’de medfundur.

Erkek çocuklari : Üçüncü Selim, Mehmed.

Kiz Cocuklari : Sah Sultan, Fatma Sultan,Bekhan Sultan, Fatma Sultan, Hibetullah

SULTAN I. ABDULHAMİT

Babasi . Üçüncü Ahmed
Annesi . Rabia sermi Sultan

Dogumu : 20 Mart 1725

Vefati . 7 Nisan 1789

Saltanati : 1774 – 1789 (15) sene

Birinci Abdülhamid Istanbul’da dogdu. Annesi ona kuvvetli bir tahsil yaptirdi. Zamanindaki mevcut tarihlerin,hepsini gözden geçirdi.Hat sanati ile de mesgul oldu. Çok hassas ve nazik bir insandi. Zamaninda bir çok islahat ve imar hareketlerinde bulunmustur.Osmanli Devleti’nin gerilemeye basladigi bir zamanda padisahlik yapmasi onun sahsiyetine gölge düsürmemistir. Tahta çiktiginda geleneklerin disina çikarak cülus bahsisi dagitmadi.Devrindeki bazi mühim hadiseler :1775′de Iran savasi basladi ve 1779′da bitti. Taraflarin kan akitmaktan baska hiç bir menfati olmadi.1787′de Almanya ile savas basladi. Almanlar çok ümitlerle girdikleri bu savasi kaybettiler.

1779′da Aynalikavak Anlasmasi yapildi.1783′de Kirim Hanligi sona erdi.

1787′de Rusya ile yeniden savasa girildi.1788′de Almanya’ya karsi Sebes Zaferi elde edildi. Bu zaferden sonra Birinci Abdülhamid’e Gazi ünvani verildi.Alman harbinde düsen, Özi faciasi meydana geldi ki, bu kaleyi ellerine geçiren AImanlar tek fert birakmadan sivil ve asker bütün halki öldürdüler. 25.000 nüfusu olan Özi halkini tamamen imha ederek ellerine geçirdiler. Birinci Abdülhamid’e bu haber gelince üzüntüsünden felç oldu. Kisa bir zaman sonra da vefat etti. Vefatinda 64 yasini henüz bitirmisti. Cenazesi Bahçekapisindaki türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin.)

Silsile-i Saadât-i Naksibendiyye’den Semssüddin Habibullah (k.s.) Hazretleri (H. 1195)bu devirde vefat etmistir.

Erkek çocuklari : Dördüncü Mustafa, Ikinci Mahmud, Murad, Nusret, Mehmed, Ahmed, Süleyman.

Kiz çocuklari : Esma,Emine,Rabia Alimsah, Dürrüsehvar,Hibetullah, Fatma, Meliksah.

SULTAN III. SELİM

Babasi . Üçüncü Mustafa
Annesi . Mihrisah Sultan

Dogumu : 24 Aralik 1761

Vefati . 28 Temmuz 1808

Saltanati : 1789 – 1807 (18) sene

Üçüncü Selim Istanbul’da dogdu. Sarayda çok güzel bir Sekilde yetistirildi. Edebiyata ve güzel yazi yazmaya çok merakli idi. Yazmis oldugu hat ve levhalardan bazilari cami ve türbelerde asilmistir.Arapça ve Farsça lisanlarina fevkalade vakifti. Çok merhametli ve nazik tabiatli idi.Devrinde olan mühim hadiseler :1791′de Awsturya ile Zistovi, 1792′de de Rusya ile Yas anlasmâsi yapildi.1793′de Nizam-i Cedid askeri teskilâti kuruldu.1798′de Napolyon’un Misir’a saldirmasiyla, Fransa ile savas basladi. 1799′da Rusya ve Ingiltere ile ittifak yapildi.Napolyon’a karsi meshur Akka müdafaasi yapildi. Cezzar Ahmed Pasa Misir’da Fransizlara boyun egdirdi. Bazi iddialara göre Napolyon bu devirde müslüman oldu.1801′de Fransizlar Misir’i mecburen bosalttilar. 1802′de Fransa ile Paris Anlasmasi yapildi.Ayni senelerde Arabistan’da (Vehhabilik)isimli bâtil mezhebin faaliyetleri görüldü. Vehhabiler üç ay müddetle Mekke’yi ve Medine’yi isgal ettiler. Bütün mübarek sahsiyetlerin kabirlerine hakarette bulundular, yakip yiktilar.1806′da Sirp ihtilâli oldu ve Ruslarla savas basladi.1807′de Kabakçi ihtilâli oldu. Bu ihtilâlle Üçüncü Selim tahttan indirildi. Bir sene sonra da 46 yasinda iken sehid edildi. (Allah rahmet eylesin.)

Dini, vatani ve milletine çok düskün olan Üçüncü Selim, ayni zamanda sairdi. Kirim’in Ruslarin eline geçtiginde su içli misralari söylemistir :

Kalalim mi kiliç altinda öyle

Oturmak dinimizde var mi böyle

Esir etmis nice tatari bir bir

Kirim Rusya’da kalsin mi söyle

OI Moskof’tan varip öcüm alayim

Ya düsman içre helâk olam söyle.

Telgraf ve Litografya bu devirde icad edilmistir. Çocugu yoktu.

SULTAN IV.MUSTAFA

Babasi : Birinci Abdülhamid
Annesi : Ayse Saniye Perver Sultan

Dogumu : 8 Eylül 1779

Vefati . 16 Kasim 1808

Saltanati : 1807 – 1808 (1) sene

Dördüncü Mustafa Istanbul’da dogdu. Yetismesi ile annesi mesgul oldu. lyi bir tahsil yaptirdi. Diger padisahlar gibi o da hattatliga çalisti. Gayet güzel yazilari vardir. Osmanogullari içinde Besinci Murad’dan sonra en az padisahlik yapanlardan birisidir.Kabakçi Mustafa, Üçüncü Selim’in yenilesme hareketlerine karsi koyup mani olmak maksadi ile Üçüncü Selim’in de merhametinden istifade edince, Üçüncü Selim’i tahttan indirmisti Bunun üzerine âsiler tarafindan Dördüncü Mustafa padisah yapildi. Âsiler pek çok mühim mevkileri ellerine geçirdiler. ÜCüncü Selim tarafindan kurulmus olan Nizam-i Cedid’in ileri gelenleri Ruscuk’ta bulunan Alemdar Mustafa Pasa’nin yaninda toplandilar. Alemdar Mustafa Pasa büyük bir kuvvet halinde Istanbul’a gelerek âsileri temizledi ki, Üçüncü Selim’in sehid edildigi ögrenildi. Bunun üzerine Ikinci Mahmud’u tahta çikardi.Dördüncü Mustafa zamaninda Ruslarla savasa devam edildi.

Dördüncü Mustafa bir yil iki ay saltanatta kaldi. Ikinci Mahmud tahta çikinca Topkapi Sarayinin bir dairesinde oturmaya mecbur edildi. Bazi kimselerin Ikinci Mahmud’u indirip,Dördüncü Mustafa’yi tahta çikarmayi tasarlamalari üzerine, ulemadan fetva alinarak öldürüldü. Cenazesi babasi Birinci Abdülhamid’in Bahçekapisindaki türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin)

Vapurun icadi bu zamanda olmustur.Emine Sultan isminde bir kiz çocugu vardi.

SULTAN II. MAHMUD

Babasi : Birinci Abdülhamid
Annesi : Naksidil Valide Sultan

Dogumu : 20 Temmuz 1785

Vefatl : 30 Haziran 1839

Saltanati : 1808 – 1839 (31 ) sene

——————————————————————————–

Ikinci Mahmud istanbul’da dogdu. Diger padisahlar gibi kuvvetli bir tahsil gördü. Tahta çiktiginda 23 yasinda idi. Üçüncü Selim’in, ögrenimine bizzat önem vererek yetistirdigi kiymetli bir sahsiyetti. Hattat, bestekâr ve sairdi.(Adli) mahlasayla siirler yazmistir. Cesur, temkinli, sabirli ve azimli bir tabiata sahipti.Dagilan Nizam-a Cedid askerinin yerine Sekbân-a Cedid askeri teskilâtini kurdu. Çok geçmeden âsiler ayaklaninca, bu ocaga kendiliginden dagitti.

1808′de ayaklanan âsiler, Alemdar Mustafa Pasa’yi öldürdüler. 1812′de Ruslarla Bükres Antlasmasi yapildi.1813 senesinde, Mekke ve Medine’de mukaddes yerlere hakaretlerde bulunan Vehhabiler temizlendiler. Osmanla Imparatorlugu yakilincaya kadar bir daha huzursuzluk çikaramayacak hale getirildiler.1821′de Yunan Ihtilâli oldu. Binlerce sivil halk öldürüldü.1826′da Yunan Ihtilâli bastirildi. Yeniçeri Ocagi, Seyhülislâmin fetvasi, ulemâ sinifi, asker ve halkin ayaklanmasi ile tamamen ortadan kaldirildi Bu olaya tarihçiler Vak’ay-i Hayriye diye isim verdiler. 1827′de Rus savasi yeniden basladi. 1829′da Edirne Anlasmasi yapildl. 1831 ve 1839′da Misir isyanlari oldu. 1839 senesinin Temmuz ayanda Ikinci Mahmud vefat etti. Hayati boyunca ugrasmas oldugu elim hadiselerin tesiriyle üzüntüden verem olmus ve bu hastaliktan vefat etmisti. Cenazesi Divanyolundaki türbesine defnedildi. (Allah rahmet eylesin)Ikinci Mahmud her sahada çok genis çalismalarda bulundu. Bir çok yeni mektepler açti. Büyük binalar insa ettirdi. Istanbul’daki bütün büyük camilerin tamirini yaptirdi. Un kapani Köprüsü de onun zamaninda yapildi.Mekke-i Mükerreme’de bir medrese yaptirdi ve Mescid-i Aksa’yi da tamir ettirdi.Sümbülzâde Vehbi ve Keçecizâde Izzet Molla Efendi bu devirde vefat etmislerdir.

Erkek çocuklari : Abdülmecid, Abdülaziz,dört adet Ahmed isimli sehzade, Bayezid, Abdülhamid, Süleyman, Mehmed, Murad, Nizameddin, Mehmed, Abdullah; Osman.

Kiz çocuklari : Emine Sultan, Hamide Sultan, Hayriye Sultan, Sali Sultan, Saliha Sultan,Ayse Sultan, Atike Sultan, Fatma Sultan, Münire Sultan, Fatma Sultan, Mihrimah Sultan,Adile Sultan.

SULTAN 1. ABDULMECİT

Babasi . Ikinci Mahmud
Annesi . Bezmiâlem Valide Sultan

Dogumu : 25 Nisan 1823

Vefati . 25 Haziran 1861

Saltanati : 1839 – 1861 (21) sene

Abdülmecid Istanbul’da dünyaya geldi. Babasi ona iyi bir tahsil yaptirmak için çok titiz davrandi. Kendisi biraz zayifça idi. Çok zeki,terbiyeli, merhamet ve sefkatli bir kimseydi.Tâhta çiktiginda 16 yasindaydi. Yeni gelismeleri çok siki bir sekilde takip eder ve hemen Devlet-i Aliyyede tatbik edilmesini isterdi. Devrinde olan önemli olaylar :1839 senesinde Gülhane Hatti Hümayunu okundu. 1846′da Mustafa Resid Pasa Sadrazam oldu. Maarif alaninda pek çok ilerlemeler oldu. Bir çok meslek okullari açildi. 1848′de Macar isyani dolayisiyla Macaristan’dan çok sayida ilticalar oldu. Eflak ve Bogdan’da ihtiIali oldu. Mübarek yerler meselesi ortaya çikti.1853′de Rusya harbi basladi. Sinop baskini oldu. 1854′de Ruslar karada büyük kayiplar verdiler. Meshur Silistre müdafaasi yapildi ‘ve Ruslar bozuldu. Yerköyü Muharebesi kazanildi. Fransa ve Ingiltere de Türkiye yaninda yer aldilar ve Kirim’a çikarma yapildi.1855′de Sivastopol alindi. Telgraf ve demiryolu hatlari yapildi. 1856′da Paris Anlasmasi yapildi. Ruslara karsi büyük menfaatler sagIandi.Abdülmecid Dolmabahçe Sarayi’ni yaptirdi

ve Ortaköy’deki Mecidiye Camiini insa ettirdi.25 Haziran 1861′de babasi gibi verem hastaligina tutularak vefat etti. Öldügünde 38 yasindaydi. Fatih’teki Sultan Selim Camii avlusundaki türbesine gömüldü. (Allah rahmet eylesin)

Silsile-i Saadât-i Naksibendiyye’den Hâfiz Ebü Said Sâhib (k.s.) Hazretleri bu devirde vefat etmistir.

Erkek çocuklari : Ahmed, Mehmed Burhaneddin, Bahaddin, Rüstü Mehmed, Seyfüddin, Osman, Ziyaeddin Mehmed, Abid Mehmed ,Abdüssamed Mehmed, Fuad Mehmed, Nureddin, Vamuk Mehmed, Abdülhamid, Mehmed Vahidüddin, Süleyman, Kemaleddin, Nizameddin,Mehmed Resad.

Kizlari : Bedihe, Behice, Samiye, Mediha, Refia, Sehime, Sabiha, Aliye, Fatma, Cemile, Seniha, Fehime, Mühibe, Mukbile, Münire, Naime, Neyyire, Behiye.

SULTAN ABDULAZİZ HAN

Otuz ikinci Osmanli padisahidir. Babasi Sultan II. Mahmud, annesi buyuk hayir ve hasenatlar sahibi Pertevniyal Sultan’dir.

1861 yilinda tahta geçti. Saltanat muddeti 14 senedir. Zeki ve hamleli bir padisahdi. Kendisine kuçuk yastan itibaren gayet itinali bir tahsil yaptirilmisti.

O’nun saltanatina tekaddum eden gunlerde “Tanzimat Fermani” ile bati taklidçiligi yolu açilmis ve bu istikamette atilan adimlar, halkin ruhunda devlete karsi ilk kuskunluk tohumlarini filizlendirmeye baslamisti. Sultan II. Mahmud ve halefi Sultan Abdulmecid, bu yolda yurumus, an’anevi ordu seklimiz olan yeniçeriligin ilgasindan cenazelerin bando-mizikayla kaldirilmasina kadar çesitli inkilab hareketleriyle devletin teb’asina yabancilasmasi ve ahkam-i ser’iyyeden uzaklasmaya baslamasi çigirini açmislardi. Halk kuskun; rical, bati aleminin kaydettigi terakki karsisinda saskin ve mutereddiddi. Islam’in dusmanlari ise, bati ile aramizda husule gelen mesafenin vebalini, muazzez Islam’a yuklemek için sinsi bir propaganda faaliyetine girismis bulunuyordu. O derecede ki, daha sonra sair Ziya Pasa bu keyfiyeti, su beyti ile en guzel bir surette ifade edecekti:

“Islam imis devlete pabend-i terakki,

Evvel yog idi isbu rivayet yeni çikti!..”

Halbuki Avrupa’daki terakki, hiristiyanligin veya ona dayanan usul, erkan ve kulturun mahsulu degildi. Bu keyfiyet, Amerika’nin kesfi ve buradan buyuk bir bakir servet elde edilmesi, buharli geminin icadiyla Afrika’nin guneyindeki Umidburnu’ndan dolasilmasi ve bu suretle baharat, ipekli kumaslar gibi uzak sark mallarinin batiya intikaliyle ticaret yollarinin degismis bulunmasi ve bunun neticesinde Avrupa’da bir “sanayi inkilab”i vucuda gelmesi gibi busbutun baska ve sirf iktisadi olan sebeplerin eseriydi. Hal boyleyken, dusmanlarimiz iki alem arasindaki farki, yanlis bir te’vil, tefsir ve telkin ile bizi kendi orijinal (nev’i sahsina munhasir) dunya gorusumuzden, ictimai nizamimizdan ve pur-islami olan hayat uslubumuzdan uzaklastirmaya basladilar. Bu yanlis yolu, bize kasden dogru gosterip terakki için yegane çare imis gibi telkin ettiler. Bu telkin, basta devrin pasalari olmak uzere padisahlari bile te’siri altina alacak bir sumul kazandi.

Diger taraftan 1826 yilinda yeniçeriligin ilgasiyla an’anevi ordu nizami bozuldugundan iki yil sonra Ruslar’in onbes bin kisi gibi cuz’i bir kuvvetle Edirne’ye sarkabilmeleri, 1829 yilinda Yunanistan’in kurulusu emr-i vakisi ile karsilasilmasi, 1832’de bir Osmanli valisi Kavalali Mehmed Ali Pasa’nin ordusunun Kutahya’ya kadar gelebilmesi ve asirlardan beri maglubiyet gormemis bir devletin bu durum karsisinda Rusya’dan yardim istemek mecburiyetinde kalmasi, milli gururu rencide etmis, vicdanlar rahatsiz olmustu.

II. Mahmud, devrinin gailelerinden teessure kapilmis, verem olmustu. Ciliz, hastalikli ve bati kasisinda aciz bir padisahdi. Halefi Sultan Abdulmecid de ayni bati taklidçiligi yolunda yurumustu. Bunlarin arkasindan gelen Sultan Abdulaziz ise, cesur, hamleli, fikren ve ruhen saglam bir padisah olarak halkin ruhunda birikmis olan melali (huznu), kisa zamanda surura çevirmis, eski futuhat devirlerinin avdet edecegi umidlerinin belirmesine sebep olmustu. Pehlivan yapili vucudu da bu hissi takviye ediyordu. Gerçekten guresi tesvik eden, dusmanlarina karsi harbi goze almaktan çekinmeyen, bu maksadla ordu ve donanmayi dunyanin en ileri seviyesine çikarmaya çalisan Sultan Abdulaziz’in devri, Tanzimat’la baslayan yilginliktan milletçe silkinip dogrulma temayullerinin bir baslangici olmustu. O’nun faaliyetlerinin ana hedefi Tanzimat’la açilmis bulunan batililasma hareketlerini akamete ugratarak, kendi milli ve dini huviyetine sadik kalmak ve bu yolda ilerlemekti. Lakin kendisine tekaddum eden yillarda bu kendinden kaçis, o hadde vasil olmustu ki, Napolyon Code-civili (Kod Sivil) denilen Fransiz medeni kanunu aynen tercume edilip alinarak, musluman teb’aya tatbik edilmesi gibi temayuller belirmisti. Sultan Abdulaziz, bu cinayet derecesinde vahim olan hareketi, devrinin buyuk alimi olan Ahmed Cevdet Pasa ile elele vererek Islam hukukundan yapilmis bir medeni kanun demek olan Mecelle-yi Ahkam-i Adliyye’yi kisaca “Mecelle” denilen buyuk kanun metnini ortaya çikararak onlemistir. Zamaninin butun silahlarini en iyi bir sekilde kullanmayi ogrenmis olan Sultan Abdulaziz, dedesi Yavuz Sultan Selim Han gibi olmaya çalisiyordu.

Sultan Abdulmecid Han’in olumu uzerine 1861’de tahta çikmisti. Osmanli Devleti’nin durumu son derece karisik idi. Mali sikinti son haddindeydi. Karadag’da çikan isyan, Sirplar’la savasa yol açabilecek durumda idi. Avrupa devletleri bu hali firsat bilerek, aracilik tekliflerini arttiriyorlardi. Zira Sultan’in Tanzimat’tan vaz geçmesinden endise duyuyorlardi.

Bu durumu fark eden Sultan, hemen bir hatt-i humayun çikardi. Fermanda soyle deniyordu:

“Devletin maddi gucunun artirilmasi ve halkin hayat seviyesinin yukseltilmesinden baska maksadimiz yoktur. Devlet malinin telef edilmemesi ve israfdan korunmasi sarttir. Muslim ve gayr-i muslim ayird etmeksizin memleketimizde yasayan herkes, dinimizin emirleri çerçevesinde adaletle yonetilecek ve hepsi adalet onunde esit muamele gorecektir.

Yuce devletimizin istiklalinin devam etmesi ve halkin refah içinde yasamasi, en buyuk gayemizdir. Cenab-i Hakk, Peyygamber -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- hurmetine cumlemizi muvaffak eylesin!”

Bu fermanla birlikte mevcud hukumetin de yerinde birakilmasi, batili devletlerin Tanzimat’la alakali endiselerini nisbeten ortadan kaldirdi.

Sultan, israfa karsi, kendinden ve saraydan baslayarak tedbirler aldi. Devletin mali durumunu duzeltmeye basladi.

Sultan Abdulaziz, butun dunyanin alakasini celbetmis bulunuyordu. Bundan dolayi, Fransa ve Ingiltere’ye davet edildi. 1867’de Dolmabahçe onunden Sultaniye yatina binerek yola çikti. Boylece Osmanli tarihinde yabanci ulkelere seyahat eden ilk padisah oldu.

Koca Sultan, Paris’te buyuk bir torenle III. Napolyon tarafindan karsilandi. Serefine verilen yemekte yanina oturan III. Napolyon’un:

“–Ekselans Hazretleri! Girit için en guzel çozum yolu olarak, adanin Yunanistan’a terkini dusunseniz!..” demesi uzerine Sultan celallendi. O diplomatik munasebetlerde zaaf gosterecek bir padisah degildi. Bundan dolayi, bu kendisini yoklama mahiyetindeki suale su cevabi verdi:

“–Ekselans! Osmanli Devleti, yirmiyedi sene Girit için kan doktu. Her karis topragini sehid kanlari ile suladi. Ordumda tek bir asker, donanmamda tek bir sandal kalana kadar ecdad mirasini korumak mecburiyetindeyim…”

Beklenmiyen bu siddet karsisinda III. Napolyon, ozur dilemek zorunda kaldi.

Sultan, Ingiltere ve Fransa seyahatinden Istanbul’a muhtesem ve gayet basarili diplomatik zaferlerle donmustu.

Istanbul’da da halkin coskun tezahurati ile karsilandi. Zira millet, O’nda yukselis devri padisahlarinin temayul ve dirayetini goruyor ve yeni zaferlerle devletin, bir kere daha silkinip sahlanacagini umuyordu.

Sultan Abdulaziz, ecdadin devri ile kendi devri arasindaki kudret ve ihtisam farkini su sozleri ile ne guzel ifade etmistir:

“Atalarimiz batiya at sirtinda futuhat için giderlerdi. Bizler ise, simdi tren ve vapurla, ancak diplomatik seyahat için gidebiliyoruz!”

Abdulaziz Han, gayet dindarane ve intizamli bir hayat suren durust bir insandi. Hayati boyunca su yerine zemzem içecek kadar takva sahibi idi. Hatta Avrupa’ya seyahate gittigi zaman, abdest suyunu beraberinde goturdugu rivayet edilir. Muntazaman namaz kilar ve çok çok Kur’an-i Kerim okurdu. Caniyane bir surette katledildigi zaman odasindaki kuçuk masanin uzerinde “Sure-i Yusuf” açik oldugu halde bir Kur’an-i Kerim bulunmustu. O’nun mubarek kanlarinin bulastigi bu Kur’an-i Kerim, el’an Topkapi Sarayi’nda muhafaza edilmektedir.

Birgun hasta yataginda baygin ve sararmis bir vaziyette yatarken Sultan Abdulaziz’e:

“Medine-i Munevvere mucavirlerinden bir dilekçe var!” denildiginde yaverlerine:

“–Derhal beni ayaga kaldiriniz! Harameyn’den gelen talebleri ayakta dinleyeyim! Allah Rasulu’ne komsu olanlarin talebleri, boyle ayak uzatilarak edebe mugayir bir sekilde dinlenmez!..” diyerek Medine’ye ve Hazret-i Peygamber’e olan muhabbetini guzel bir surette izhar etmistir.

Her Medine-i Munevvere postasi geldiginde abdest tazeler, mektuplari «Bunlarda Medine-i Munevvere’nin tozu var!» diye opup alnina goturur, ondan sonra baskatibe uzatir ve «Aç, oku!» derdi.

Yukarida arzedildigi gibi Abdulaziz Han tahta çiktigi zaman, batililarca adeta buyulenmis ve onlarin siyasi emellerine tabi bir hale gelmis bulunan ve kendilerine Jon Turk (Genç Turk) denilen insanlar elinde devletin içten çokertilme faaliyetinin had safhaya ulasdigi bir devredir. Bunlar -ekseriyetle- Fransa’da tahsil gormus ve orada hususi bir sekilde misyonerler tarafindan sinsice yetistirilmis, Istanbul’a kalbleri Fransiz, uniformalari Osmanli olarak donmus kimselerdi. Sanki devletin içinde garbin yeniçerileri olmuslardi. Memleket, disdan maddi istilaya ugrarken, içten de manevi bir tahribata maruzdu. Tanzimat Fermani ile misyonerlik faaliyetleri artmis, basta Ermeniler olmak uzere hiristiyan azinliklar ustundeki tahrikler çogalmisti. Mesela Harput bolgesinde altmisiki misyoner merkezi açilmis, yirmibir kilise yapilmisti. Kadin misyoner Maria A. West, “Romance of Mission”adli kitabinda:

“Ermenilerin ruhuna girdik.. Hayatlarinda ihtilal yaptik!..” demektedir.

Lisan ogretmek gayesi ile Anadolu’nun her tarafinda, aslinda birer misyonerlik karargahi olan birçok mektebler açilmisti. Bu faaliyetlerin en yogun goruldugu yabanci okullar arasinda Gaziantep’deki Antep, Merzifon’daki Anadolu ve Istanbul’daki Robert Koleji basta gelir. Bazilarina ise, hiç Turk talebe alinmamistir. Okul muduriyetlerine papazlar tayin edilmistir.

Memleket bir kultur erozyonu ile karsi karsiya gelmisti. Abdulmecid Han devrinden kalan bu çokuntu, Abdulaziz Han’in direnmeleri ile asgariye inmis, neticede bu mukavemet, O’nun sehadet kanlarina burunmesine vesile olmustur.

Sultan Abdulaziz Han, gayet ileri goruslu bir padisahdi. Belgrad, Istanbul, Bagdad ve Kahire’yi elimizde bulundurmadikça cihan siyasetinde buyuk bir rol oynayamayacagimizi soylerdi. Bu gorus, bilahare Almanlar’in emperyalist temayullerinin uyandigi sirada getirdikleri “yedi B” formulune benzemektedir. Almanlar, buyuk devlet olabilmek için Berlin’den Bomba’ya kadar “B” harfi ile baslayan yedi buyuk merkezin ele geçirilmesi luzumundan bahsetmislerdir.

Sultan Abdulaziz Han’in siyasi emelleri içinde Turkistan bile vardi. Oraya el atmis, Iran ve Turkistan’da Turk unsurlar için Turkçe egitim yapan mekteblerin açilmasina amil olmustur.

Donanmasinin Kizildeniz’deki bolumu, Endonezya’yi tenkile (ezmeye) giden Ingiliz donanmasinin onunu kesmis, O’nu geri donmeye mecbur birakmisti. Gerçekten de denizcilige o kadar ehemmiyet vermisti ki, O’nun zamaninda Fransiz gemilerinin Haliç tersanesinde muvaffakiyetle tamirinden dolayi III. Napolyon bir tesekkur mektubu gondermisti.

Bu durum, Osmanli’nin hasta adam diye ifadelendirildigi bir devirde bile gosterdigi kudret ve muvaffakiyetin sahane bir misalidir. O boylece hala “devlet-i ebed-muddet” diye yad olunmaya layik bir devlet oldugunu gostermisti.

Sultan Abdulaziz’in saltanat yillarinda, otuz sene muddetle Ruslar’a karsi sanli bir mucadele vermis ve nihayet teslim olmak zorunda kalmis bulunan Seyh Samil Hazretleri, hacc için Çar’dan izin almis ve Istanbul’u ziyarete gelmisti. Sultan, sarayda birçok hazirliklar yaptirmis, butun Istanbul’u buyuk bir sevinç kaplamisti. Herkes sahile toplanmisti. Rus vapuru Dolmabahçe onunde demirlediginde, Sultan Abdulaziz’in saltanat kayiklari, Imam Samil’i ve aile efradini saraya getirdiler. Abdulaziz Han, O’nu sarayin kapisinda karsiladi ve buyuk bir hurmetle:

“–Babam kabrinden kalksaydi, ancak bu kadar sevinebilirdim!” diyerek bir çok iltifatlarda bulundu.

HAINANE BIR SUIKAST

Çesitli vesilelerle su-i halleri gorulmus, once azledilmis, sonra tekrar kendilerine mevki verilmis olan dort kisi; Huseyin Avni Pasa, Mithat Pasa, Mutercim Rusdu Pasa ile Hayrullah Efendi, padisaha ihtilal hazirligi yapiyorlardi.

Huseyin Avni Pasa, 1871’de gorevinden azledilip rutbeleri sokulerek Isparta’ya gonderilmisti. Daha sonra da Mahmud Nedim Pasa tarafindan seraskerlikten de azledilmisti. Yapmak istediklerini «Kinim dinimdir!» diyerek ifade eden Huseyin Avni Pasa, Sultan’in hal’ edilmesi yaninda O’nu oldurmegi de dusunuyordu.

Mithat Pasa ise, siyasi ve din kulturunden mahrum olarak yetismisti. Yanlis kararlarindan ve yolsuzluklarindan oturu sadrazamliktan azledilmisti. Hayal-perest olan Mithat Pasa’nin, birgun içki masasinda Osmanli hanedanini ortadan kaldirip sultan olacagini iddia ederek:

“–Bunda ne var ki?! Al-i Osman olacagina biraz da Al-i Mithat olsun!..” dedigi rivayet olunmaktadir.

Mutercim Rusdu Pasa, iki sefer sadarete, uç defa da seraskerlige getirilmesine ragmen su-i halinden dolayi azledilmisti. O da menfaatinin kesilmesi sebebi ile padisaha kin baglamisti.

Hayrullah Efendi’ye gelince, Rusdu Pasa’nin himayesi ile getirildigi Seyhulislam’lik makamindan bir ay gibi kisa bir zamanda azledilmesi, onun da padisaha karsi kin baglamasina sebeb olmustu.

Bu dortlu çete grubu, talebeleri kiskirtarak numayis yaptilar. Padisah, kan dokulmemesi için yine bunlari is basina geçirdi. Boylece ihtilalciler, istedikleri yere ulastilar. Is padisahi hal’ etmege kaldi.

Ihtilal sabahi, Daru’s-seade Agasi Cevher Aga, padisahi uyandirmaga cesaret edemedi. Pertevniyal Valide Sultan’i uyandirdi. O da Sultan Abdulaziz Han’i uyandirdi. Yeni padisahin culus toplari atiliyordu. Abdulaziz Han annesine:

“–Bunlar beni III. Selim’e mi dondurecekler? Ben bunu kimlerin yaptigini biliyorum…” diyerek ihtilalcileri saydi. Sonra dilinden:

“Ben bu felaketi, otuz-kirk defa ru’yamda gordum.. Takdir-i ilahi boyle imis!” ifadeleri dokuldu.

Sultan Abdulaziz Han, sagnak yagmuru altinda kayiklarla Topkapi Sarayi’na goturuldu. Sahsi serveti, hanimlarin kulaklarindaki kupelere kadar ihtilalciler tarafindan yagmalandi. III. Selim’in odasina goturuldu. Abdulaziz Han:

“–Beni amcam gibi burada bitirmek istiyorlar!” dedi.

Uç gun kuru tahta uzerinde aç ve susuz olarak birakildi. Islak elbiselerinin degistirilmesine dahi izin verilmedi.

Daha sonra kendisi için ayrilan odaya geçirildi. Fakat Sultan Abdulaziz, V. Murad’a mektup yazarak Besiktas’taki Fer’iyye Sarayi’na naklini istedi. Arzusu yerine getirilerek Fer’iyye Sarayi’na nakledildi.

Huseyin Avni Pasa, pehlivanlardan uç kisiyi Fer’iyye Sarayi’nda mahsus bahçivanlikla vazifelendirdi. 4 Haziran 1876 sabah sularinda odasina girdiler. Abdulaziz Han, bir muddet onlara karsi koydu. Cinayete intihar susu vermek için O’nun bileklerinin damarlarini kesen zorbalar, hiçbir sey yokmus gibi gizlice islerinin basina donduler.

Valide Sultan, oglunun kanlar içinde yerde yattigini gorunce aglamaya basladi. Tertipledigi katlin neticesini almak için Huseyin Avni Pasa, saraya geldi. Yarali Sultan’i saray karakolunun kahve ocagina goturulmesini emretti. Henuz can çekisen Sultan’a doktor mudahelesini geciktirdi. Mazlum Sultan, caniler çetesi Huseyin Avni, Mithat ve Rusdu Pasalar’in gozleri onunde sehiden vefat etti.. Rahmetullahi Aleyh!..

Sultan Abdulaziz Han’in hunharca katli uzerine kizkardesi Adile Sultan’in yureginden su izdirapli misralar dokulmustur:

Cihan matem tutup kan aglasin Abdulaziz Han’a

Meded Allah, mubarek cismi boyandi kizil kana!..

Nasil hemsiresi bu Adile yanmaz o hakana,

Ki kiydi bunca zalimler karindas-i cihan-bana…

Hazret-i Peygamber -Sallallahu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz:

“Halis insan, buyuk bir tehlike uzerindedir!” buyurmuslardir.

Sultan Abdulaziz’in feci bir surette ortadan kaldirilmasi da, bu hadis-i serifte isaret edilen tehlike sebebiyle olmustur. Ancak bu olus, O’nun sahsindan ziyade milletin kaderiyle alakali bir ilahi takdirden baska turlu izah olunamaz. Zira Sultan Abdulaziz’in feci katli, milli tarihimizin en onemli bir donum noktasi olmustur.

Gerçekten O’ndan sonra felaketlerin onu alinamamis, çokus, Sultan Abdulhamid’in dirayetli siyasetiyle bir muddet geciktirilmisse de, nihayet bu azametli devletin yikilmasi ve ulkemizde Islam’in gariblik doneminin baslamasi onlenememistir.

SULTAN V. MURAT

Babasi : Sultan Abdülmecid
Annesi : sevk efzâ Kadin Efendi

Dogumu : 21 Eylül 1840

Vefoti . 29 Agustos 1904

Saltanati : 1876′da (93) gün

——————————————————————————–

Besinci Murad da Istanbul’da dogdu. Degerli âlimler tarafindan yetistirildi. Siir ve Nesir üzerinde çalismalar yapti.Tahta çiktiginda 35 yasinda idi. Sultan Abdülaziz’i tahttan indirenler onu padisah yaptilar. Tahta çiktigi zaman akli muvazenesi tamamen bozuldu. Dünyanin en mütehassis doktorlarina teslim edilmesine ragmen iyilesemedi. Zamaninda Osmanli Tarihinin en büyük cinayeti islenmistir. Hüseyin Avni Pasa, Mithat Pasa ve kafadarlari, bir baska ihtilâl olur da Sultan Abdülazizi tekrar tahta çikarirlar korkusu ile Sultani hapsettikleri Feriye Sarayinda hunharca sehid ettiler.Bu hadiseden 11 gün sonra, Binbasi Çerkez Hasan Olayi oldu. Bir kabine toplantisinda Sultan Abdülaziz’in kayinbiraderi olan Binbasi Hasan Bey, Hüseyin Avni’yi, Hariciye Naziri Rasit Pasa’yi ve bir de subayi öldürdü.Böylece Hüseyin Avni’den enistesinin intikamini almis oldu.Devlet bu devrede Rüstü Pasa tarafindan idare edilmekteydi. Bu sirada ise devletin en büyük felâketi olan Osmanli – Rus Harbi basamak üzereydi. Besinci Murad Abdülaziz ile beraber Avrupa seyahatine çikmis ve bilhassa Fransa’yi yakindan tanir hale gelmisti. Mükemmel bir Fransizca biliyordu. Müsikisinasti. Fakat bütün bu meziyetleri tahta çiktiginda bir ise yaramadi. Akli muvazenesi bozuldugu için, devletin ileri gelenleri onu tahttan indirmek mecburiyetinde kaldilar. Hayatinin sonuna kadar Çiragan Sarayinda oturdu. Bir müddet sonra akli tamamen düzeldi. Hayati çiragan Sarayinda geçti. Yine bu sarayda 64 yasinda iken vefat etti. Yeni Camii yanindaki türbeye gömüldü. (Allah rahmet eylesin)

Erkek Cocuklari : Mehmed Selahaddin.

Kiz Cocuklari: Fehime Sultan, Fatma Sultan, Hadice Sultan.

II.ABDULHAMİT

Osmanli pâdisâhlarinin otuzdördüncüsü, Islâm halîfelerinin doksandokuzuncusudur. Sultan Abdülmecîd’in ikinci oglu olup 1842′de dünyâya gelmistir.

Genç yasta dînî ve fennî ilimleri mükemmel bir sekilde ikmâl etti. Sâzeliyye tarîkati seyhi Mehmed Zâfir Efendi ve Kâdiriyye tarîkati seyhi Ebu’l-hüdâ Efendi’den feyz alarak zâhirdeki dirâyetini, mânevî bir kemâl ile de tâçlandirmistir.

Daha genç yasta zekâsi ve siyâsî kâbiliyetleriyle temâyüz etmis bulundugundan amcasi Sultân Abdülazîz Han, Misir ve Avrupa seyâhatlerinde O’nu da yaninda götürmüstü.

Çok nâzik idi. Herkesin gönlünü almasini bilirdi. Fevkalâde bir zekâ ve hâfizaya sâhibdi. Bir defa gördügü veya sesini isittigi kisiyi aslâ unutmadigina dâir kaynaklarda sayisiz misâller vardir. Alman birligini kurmus olan Prens Bismark rivâyete nazaran:

“Dünyâda yüz gram akil varsa, bunun doksan grami Abdülhamîd Han’da, bes grami bende, kalan bes grami da diger dünyâ siyâsîlerindedir…” demistir.

O’nun en büyük talihsizligi, devleti çok kötü sartlar altinda eline almis olmasidir. Buna ragmen hiç yilmadan, bikmadan müthis bir zekâ, sabir ve büyük bir mahâretle devleti, otuzüç sene ciddî bir kayba ugratmadan idâre etmistir.

Sultân Abdülazîz merhûm gibi büyük masraflari ve dis borçlanmayi mûcib olan harpçi bir siyâset takibi yerine, gelisen sanayî hareketleri dolayisiyla batida temâyüz etmis bulunan iki devleti karsi karsiya getirmek ve onlarin menfaat çatismalarini tahrîk ederek ülkeyi -âdetâ- bir sirat köprüsü üzerinde yürütmek, O’nun siyâsetinin temel esasi olmustur.

Bu sulhçu siyâsetin neticesinde yeni askerî yatirimlarin masrafindan kat’an nazar dis borçlarin 300 milyon altindan, 30 milyona indirilmesi saglanmistir. Abdülhamîd’in Almanlar’i Ingiliz siyâsî emellerine karsi mâhirâne bir sûrette kullanmasinin çok çesitli ve parlak tezâhürleri vardir. Medîne demiryolu imtiyâzinin Almanlar’a verilmesi ve stratejik bir mevkî olan Akabe’nin onlarin yardimiyla Ingilizler’den kurtarilmasi, bunun târihte en tipik bir misâlidir.

Abdülhamîd Han, 93 Harbi felâketinden aldigi dersle gayr-i mütecânis ve devleti parçalamaya sürükleyebilecek cereyanlarin müsâhede edildigi Meclis-i Mebûsân’i böyle bir felâkete mânî olabilmek için 1878′de süresiz olarak kapatmistir.

Mithat Pasa ve avanesinin sebep oldugu 93 Harbi felâketinin neticesinde Rumeli’de kaybedilen topraklardan pek çok müslüman ahâli, muhâcir olarak Istanbul’a gelmis bulunuyordu. Bunlarin magdûriyetlerini istismâr ederek toplayabildigi bir kisim issiz-güçsüz takimiyla Çiragan Sarayi’na yürüyen Ali Suâvî, Sultân Abdülhamîd’i devirerek, bu sarayda mahbus bulunan V. Murad’i tekrar tahta geçirmeye tesebbüs etti. Sultan V. Murad, mason Mithat Pasa ve avanesi tarafindan tâ sehzadeliginden beri hususî bir sûrette yetistirilmisti. O da, akil hocasi Mithat Pasa gibi otuzüç dereceden bir masondu. Fakat hiç süphesiz bu teskîlata onun gerçek hüviyetini bilmeden girmisti. Bununla beraber serîrler, kendisi pâdisâh olsa menfûr emellerine daha kolay ulasacaklarini düsünüyorlardi. Ali Suâvî ise, Sulltan Abdülhamîd Han tarafindan Galatasaray Lisesi müdürlügünden bozuk siyâsî düsünceleri sebebiyle azledilmis bulunmanin igbirâri (gücenikliligi) ile haraket ediyordu. Gerçekten de Ali Suâvî, yavas yavas yahûdî siyâsî emellerinin hâkim olmasiyla Osmanli aleyhtarligina meyleden Ingiliz siyâsetinin kör bir âleti durumundaydi.

Besiktas muhâfizi yedi-sekiz Hasan Pasa’nin kafasina indirdigi bir sopa ile Ali Suâvî’nin can vermesi bu ihtilâl tesebbüsünün akîm kalmasini saglamistir. Ancak Sultân Abdülhamîd, bu ve benzerî vak’alar dolayisiyle mâruz bulundugu büyük tehlikeyi kavramis, devrinin sözde münevverlerinin hamâkat ve ihânetlerine ilâveten rum, ermeni ve yahûdîlerin kaynattiklari fitne kazani sebebiyle muârizlarinin “istibdâd” diye adlandirageldikleri siki bir dâhilî siyâset tâkibine mecbûr kalmistir.

Abdülhamîd Han, bu karisik iç bünyeye ragmen halkin huzûru ve ülkenin selâmetini saglayabilmek için bugünkü modern devletlere bile örnek olabilecek derecede sumüllü bir istihbarat teskilati kurmustur. Bu teskilâtta kendisine karsi bombali bir suikasti gerçeklestirmis bulunan ermeni asilli Jorris’i dahi bir istihbârât elemani olarak kullanmasi, sâyân-i dikkattir. Hattâ Ingilizler’in Madrit büyükelçileri vefât ettiginde, onun açilan çelik kasalarinda Sultân Abdülhamîd’le muhâbere hâlinde bulunduguna dâir vesâikin ortaya çikmasi, Ingilizler’i bu istihbârâtin kuvvet ve sumülü hakkinda dehsete sevketmistir. Kendisi tahttan indirildikten sonra azili muhâlifleri tarafindan Çiragan Sarayi’nin yakilmis bulunmasi da, O’nun bu müthis istihbârât teskilâti ile alâkalidir. Zîrâ bu sarayin bodrum katlari, lebâleb Sultân Abdülhamîd’e verilmis jurnallerle doluydu ve hiç süphesiz ki saray, onlari yok etmek için yakilmisti. Çünkü bu jurnaller, Ittihat ve Terakkî’nin ileri gelenlerini birbirine düsürecek mâhiyetteydi. Sathî bir nazarla bakildiginda, bunlarin birbirleri aleyhine Sultân Abdülhamîd Han’a jurnallik ettikleri ortaya çikmaktadir.

Bu jurnal keyfiyeti dolayisiyle de Sultân Abdülhamîd, muârizlari tarafindan haksiz ve çirkin bir sûrette itham edilegelmistir. Gûyâ ulu orta verilmis saçma-sapan jurnallere istinâden birçok insani sürgüne gönderdigi pek çok yazilip söylenmistir. Bu hususdaki gerçegin lâyikiyle kavranabilmesi ve merhûmun dirâyet, liyâkat ve hassasiyyetinin anlasilabilmesi için bir tek misâl zikredelim:

Birgün yüksek seviyede bir me’mûrun Çiragan Sarayi önünden geçerken gûyâ:

“–Âh Sultân Murâd Efendimiz!.. Sen basimizda olsaydin, böyle mi olurdu?!.”

meâlinde bir söz söylemis oldugu yolunda bir jurnal alinmis ve bundan dolayi da o me’mûrun Fizan’a sürgün edilmesi hususunda irâde-i seniyye sâdir olmustu. Buna îtiraz eden Sadrazam Saîd Pasa:

“–Efendimiz, bu ne hâldir, anlayamiyorum?!. Bu me’mûrun takriben alti ay önce ihtilâs (rüsvet) cürmü sâbit oldugu halde onu afvetmistiniz.. Simdi ise, enti-püften bir jurnale istinâden onu sürgüne gönderiyorsunuz?!.” demesi üzerine, o koca Sultân Sadrazam’a su cevâbi vermistir:

“–Hayir Pasa Hazretleri, ben onu bu jurnalden dolayi sürgüne göndermiyorum! Asil sebep, o zikrettiginiz ihtilâs cürmüdür. Esâsen bu jurnali de kasden kendim verdirttim. Lâkin onu, alti ay evvel böyle bir tertibe bas vurmadan cezâlandirsaydim, yalniz kendisini degil, çoluk-çocuk ve akrabâlarini da cezâlandirmis olurdum. Onlar da es ve dostlarina karsi mahcûb olurlardi. Simdi ise, bu adami gûyâ benim istibdâdima karsi çikmis bir insan sifatiyla kahraman telâkkî edecekler. Böyle olmasini tercih ettim!..”

Bu öyle bir hâdisedir ki, O’nun devri için sürüp gelen hakli-haksiz tenkîdlerin degerlendirilmesinde bize büyük bir isik tutar.

Sultân Abdülhamîd’in kalbî rikkatini kavramaya yarayacak bir hâdise de sudur:

Sultan Abdülazîz’in sehîd edilmesinden bes sene geçmesine ragmen halk, bu menfûr hâdiseyi unutmamisti. Kâtillerin yakalanip cezâlandirilmasini istiyordu. Bu umûmî arzu üzerine Yildiz’da hususî bir mahkeme kuruldu. Bu mahkemede Mithat Pasa, Hüseyin Avni Pasa ve daha bazilarinin Abdülazîz Han’in kâtili olduklari sâbit oldu. Mahkeme bunlar hakkinda îdam cezâsi verdi. Ayrica Plevne kahramani Gâzî Osman Pasa ve Ahmed Cevdet Pasa gibi sahsiyetlerin dâhil oldugu kirk kisilik mûteber bir hey’ete de bu karar bir kere daha tedkîk ettirildi. Onlar da, müttefikan karâri isâbetli gördüklerini beyân ettiler. Buna ragmen Sultân Abdülhamîd Han, îdâm cezâlarini sürgüne tahvîl etti. Fazladan olarak da suçunu îtiraf etmis bulunan Mithat Pasa’nin cebine sürgüne giderken 800 altin harçlik koydu. Insan, hâdiselerin içyüzüne vâkif olunca, bu büyük merhametli pâdisâha karsi dil uzatanlari aslâ afvedip hos göremez!..

Sultân Abdülhamîd Han’in Dünyâ çapinda ithâmina vesîle olan sebeplerden biri de, devrinde basgösteren ermeni mes’lesidir. Ermeniler, ülkemizde yasayan gayr-i müslim teb’a arasinda bizim örf ve âdetlerimizi benimsemek yönünden müstesnâ bir durumda idiler. Asirlarca “teb’a-i sâdika” olarak yâdedilmislerdi. Fakat günün birinde kendilerini kullanarak siyâsî emellerine ulasmak isteyen Ruslar’in propagandalarina muhâtab olarak sadâkatten ayrildilar. Ilk önce Rus tahrikiyla baslayan ermeni kipirdanislari, sonradan bütün hiristiyan bati devletlerinin alâkasini celbetmis ve onlar da bu ihtilâfa dâhil olmuslardir.

Bu maksadla ermenileri silâhlandiran Ruslar’in faâliyetini ve bunun nihâî gâyesini görmekte gecikmeyen dâhî Sultân Abdülhamîd Han, ermenileri toplu olduklari bölgelerden saga sola cebrî bir sûrette göç ettirmek gibi bir tedbire bas vurmustur. Fakat bu kadar mâsumâne bir hareket, yahûdî destegi ile de beslenerek onun aleyhinde beynelmilel bir propaganda tezgahlanmasini intâc etmistir. Neticede kendisine Viyana’da îmâl edilerek gönderilmis bir kupa arabasina îmâlât esnasinda uzun bir zamana ayarlanmis saatli bir bomba yerlestirilmis ve bu bomba, kendisinin seyhulislâm ile Cum’a namazi hitâminda mûtâd hârici üç-bes dakika ayaküstü konusmasi sebebiyle o daha arabaya binmeden Yildiz Câmî-i Serîfi önünde infilâk etmis, asker, sivil bir çok insan ölmüs ve yaralanmistir. Herkesin telâsa kapildigi o hengâmede Sultân Abdülhamîd Han, sükûnetini muhâfaza ederek:

“Korkmayin, korkmayin!..”

diye bagirmis ve arabanin seyis mahalline oturarak ecnebî sefirlerin alkislari arasinda atlari kirbaçlayip sarayina avdet etmistir.

Devrinin sözde münevverlerinin gafletine bakiniz ki, Belçikali ermeni Jorris’in tertibi eseri olan bu suikati alkislayanlar görülmüstür. Hattâ zamanin gözde sâiri Tevfik Fikret, bu hâdiseyi anlatan ‘bir anlik gecikme’ anlamindaki “Bir Lahza-i Teaahur” isimli siirinde suikastçiyi ‘sanli avci’ diyerek tebcil etmekte ve suikasdin muvaffakiyetsizlikle neticelenmesinden dogan teessürlerini terennüm etmekteydi. Buna ragmen Sultân Abdülhamîd’in kendisine karsi en küçük bir mukâbelesini tarihler kaydetmemektedir.

Sultân Abdülhamîd devrinin gâilelerinden biri de o siralarda filizlenmeye baslayan yahûdî mes’lesidir. 1982 yilinda Isviçre’nin Bazel sehrinde ‘ilk siyonist kongresini’ toplamis olan Teodor Hertzel, daha önce yazdigi “Yahûdî Devleti” isimli kitâbiyla dünyâ yahûdîlerinin Filistin’de yeniden toplanmalari gerektigi yolunda tesebbüse geçmis ve bu gâye için o gün dünyânin en büyük zengini olan yahûdî Roçilt âilesinin destegini saglamisti. Onun namina iki kere Türkiye’ye gelen ve yahûdîlerin Filistin’e avdet edip orada ikâmet eylemeleri mukâbilinde Osmanli Devleti’nin dis borçlarini ödemek teklifini Roçilt namina Sultân Abdülhamîd’e arzetmis olan Hertzel’in, O’nun çelik gibi sert irâdesine çarparak redde mahkûm olmasi sebebiyle, yahûdîler tarafindan bütün dünyâda o büyük hükümdar için bir karalama kampanyasi baslatilmistir.

Bu kampanya sebebiyledir ki, otuzüç senelik saltanati boyunca hiç kimsenin burnunu kanatmamis, ancak ana ve babasini öldürmüs olan bir cânî disinda normal mahkemelerce verilen îdâm cezâlarini bile tenfiz ettirmemis, kendisine suikast yapan bir haremagasini ve hattâ ermeni Jorris’i dahî afvetmis bulunan Sultân Abdülhamîd Han için haksiz ve mesnedsiz bir sûrette ‘kizil sultan’ lakabi, meshur ve harciâlem bir hâle getirilmistir. Hayfâ ki, yahûdîlerin îcâd edip ermenilere armagan ettikleri bu iftirâ, böyle ecnebî kimselerden ziyâde vatanin o gün bugündür bir çok talihsiz Türk asilli nesilleri arasinda da revaç bulmustur.

Filistin’e göç edip yerlesmek gibi ilk nazarda mâsumâne görünen arzularinin Sultân Abdülhamîd tarafindan mutlak bir sûrette redde mahkûm oldugunu gören yahûdîler, o mübârek sahsiyeti bertaraf etmedikçe emellerine ulasamayacaklarini anlamakta gecikmediler. Bundan dolayidir ki, önce Istanbul’da ve sonra da yahûdî muhiti Selânik’te temerküz eden Ittihat ve Terakkî cemiyetini kurdurarak vatanin bir kisim bedbaht evlâdlarini bir propaganda sisinde bogdular.

Tehlikeyi gören Sultân Abdülhamîd, yahûdîlerin Filistin’de toprak satin almalarini yasakladigi gibi, onlarin bu emellerine muvâzaa yoluyla ulasmalarini engellemek için de, her arâzîsini satmak isteyenin yerini sahsî parasiyla satin alarak “emlâk-i sâhâne” hâline getirmistir. Filistin Çiflikât-i Sâhânesi böylece vücûda gelmistir. Sultan Abdülhamîd bunlara ilâveten oradaki müslüman nüfûsu da artirma yoluna gitmistir.

O sirada Rus tahrikiyle tesekkül etmis çeteler, Balkanlar’i cadi kazani hâline getirmis bulunuyordu. Bunlarla mücâdele eden birliklerin birtakim subaylari, Ittihat ve Terakkî ve onun arkasindaki yahûdîlerce igfâl edilmislerdi. Bunlar isyân ederek Abdülhamîd Han’i II. Mesrûtiyet’in ilânina zorladilar.

Abdülhamîd Han, yeni bir kânûn-i esâsî hazirlatip tatbik etmeyi düsünüyordu. Fakat gayet buhranli ve ihtilâl hazirliklarinin yapildigi karisik bir ahvâl içinde buna firsat bulamamisti. Mecbûren eski kânûn-i esâsîyi yürürlüge koydu.

Meclis-i Meb’ûsân 17 Aralik 1908′de toplandi. En azili Osmanli düsmanlari dahi meb’ûs seçilerek meclise girmisti. Hatta ne hazîndir ki, mecliste azinliklarin te’sîri müslüman meb’ûslardan daha çoktu.

Ittihat ve Terakkî iktidari, kisa zamanda halkin umûmî sûrette nefretini kazandi. Karsilastigi tenkîdleri siddetle bastiriyor ve muhâliflerini gazeteci veya fikir adami demeden suikastlerle yok ediyorlardi. Bu durum, zuhûr eden nefreti had safhaya çikarinca, kendi iktidarlarini korumak için sâdik adamlari sandiklari avci taburlarini Rumeli’den getirip Taskisla’ya yerlestirdiler. Ancak bunlarin baslarindaki subaylar, kisa zamanda Beyoglu âlemleriyle siyâset girdabina sürüklenip askerleriyle alâkalarini kestiler. Serbest kalan avci taburlari efrâdi, halkla temas edince, Ittihat ve Terakkî’nin irtikâb ettigi mel’ûnâne zulüm ve hiyâyetlerini ögrenerek kendilerini korumaya me’mur olduklari bu kadroya karsi ayaklandilar. Istanbul’da birkaç gün terör hâkim oldu. Bazi Ittihat ve Terakkî milletvekilleri sokak ortasinda katledildi. Iste 31 Mart Vak’asi denilen hâdise budur. Bu ayaklanma sebebiyle iktidarlarini tehlikede gören Ittihat ve Terakkî, Rumeli’den “Hareket Ordusu” denilen çogu rum, ermeni ve yahûdî çapulcusu onbes bin kisilik bir kuvveti Istanbul üzerine sevk ettiler.

Sultân Abdülhamîd, bu gürûha karsi -maalesef- asiri merhameti sebebiyle hareketsiz kaldi. Halbuki sarayinin etrafinda iyi tâlim ve terbiye görmüs otuz bin asker vardi. Neticede tâc ve tahti için su hengâmede bile kan dökmeye râzi olmayan Sultân Abdülhamîd, Hareket Ordusu’na arkalanan Ittihat ve Terakkî hükûmetince hal’ olunarak tahttan indirildi. Usûlen tanzîm edilen fetvâ da, tamamen haksiz ve mesnedsizdi. Kendisine bulunabilen kusur, “kütüb-i mu’tebere-i dîniyyeyi cem’ u ihrâk”, yâni mûteber dînî kitaplari toplatip yaktirmakti.

Bu bühtanin asli sudur: O zaman Kur’ân-i Kerîm’in sahislarca basim ve yayini yasakti. Kur’ân-i Kerîm’i devlet bastirir ve parasiz dagitirdi. Sahislarin Kur’ân-i Kerîm tab’inda gereken ihtimâmi gösteremeyecekleri düsüncesiyle konulmus bulunan bu yasaga ragmen Kur’ân-i Kerîm tab’ olursa, bunlar müsâdere edilip ihrâk olunur (yakilir), külleri de îtinâ ile çignenmeyecek bir topraga gömülürdü.

Diger taraftan, hal’ fetvâsi âid oldugu makamdan sâdir olmamistir. Bu maksadla parlementoya celbedilen ve kendisine baski tatbik edilen fetvâ emîni Haci Nûrî Efendi, Pâdisâh’in hal’i için kâfî bir ser’î sebep mevcûd olmadigini beyândan sonra:

“Hal’ mes’ûmdur (ugursuzdur)! Sultân Abdülazîz hal’ edildi. Arkasindan koca Rumeli elden gitti. Rumeli’den milyonlarca muhâcir Istanbul’a geldi. Medrese ve câmîler, lebâleb bunlarla doldu. Ben o zaman medrese talebesiydim. Yetîm çocuklari sirtimda tasimaktan omuzlarim çürümüstü. Mâdem ki ille de Pâdisâh’in hal’ini arzu ediyorsunuz, kendisine arzediniz; O, kendi kendisini azletsin!..” dedi.

Bu münâkasaya sâhid olan Talat Pasa, ipin ucunun elinden kaçacagini anlayinca, ulemâdan olan milletvekillerine istenilen fetvâyi vermeleri için baski yapti. Bu baski neticesinde tefsir sâhibi Elmalili Hamdi Efendi’nin takrîri (söyleyip yazdirmasi) ile Sultân Abdülhamîd Han hakkindaki mâhut hal’ fetvâsi ortaya çikti.

Hazindir ki, bu keyfiyeti Sultân Abdülhamîd’e teblig için parlementoca seçilmis bulunan dört kisilik hey’ete israrla Selânik meb’ûsu yahûdî Emanuel Karassou Efendi kendisini de dâhil ettirmisti. O koca Sultân, bu hey’ette su yahûdî çifiti da görünce, digerlerine dönüp:

“–Sizler müslümansiniz! Beni halîfe olarak görüp görmemeyi arzu etmek hakkinizdir. Lâkin bu yahûdînin aranizda isi ne?!.” demekten kendini alamadi.

Onlar da, bu söz üzerine baslarini önlerine egdiler. O zaman Sultân, bütün bu olanlarin mukadderât îcâbi oldugunu düsünerek:

“Bu, azîz ve alîm olan Allâh’in takdîridir…” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu.

AZLEDİLDİKTEN SONRA

Hal’ edilmesinin hemen ardindan Sultân, kasden bir yahûdî muhiti olan Selanik’e gönderilip orada zengin bir yahûdî âile olan Alâtîn-i Biraderler’in kösküne hapsedildi. Burada siradan bir adama bile revâ görülmeyecek zulüm ve baskilar altinda tutuldu. Çoluk-çocuk bütün âile efrâdi günlerce aç birakildi. “Emlâk-i sâhâne”si millîlestirildigi (!) gibi, menkul serveti de tamamen elinden alindi. Hareket Ordusu, Istanbul’a geldiginde Pâdisâh’in tahttan indirilmesini mutaakiben Yildiz Sarayi’ni tamamen yagmalayarak zenginlesmis bulunan subaylar, bir de bu sürgün hâdisesinden sonraki yagma ile “orduya hediye” (!) adi altinda âdetâ büyük bir servete kondular. O derecede ki, takriben on yil sonra Sultân Vahidüddîn merhûmun tâlimati ile yapilan tahkîkatta ortaya çikan tablo yüz kizarticidir. Yagmagir ve hirsizlarin listesi, Hareket Ordusu Mahmud Sevket Pasa’dan baslayarak en küçük zâbite kadar kocaman bir liste teskil etmis, fakat o buhranli zamanda bu hiyânetin hesâbini sormak -maalesef- mümkün olmamistir.

Sultân Abdülhamîd Han’i bertaraf eden Ittihat ve Terakkî erkâni ülkeyi câhilâne bir sûrette idâre etmeye basladi. Yumusak huylu pâdisâh Sultân Resâd, kendilerinin elinde âciz bir kukladan farksizdi.

Ittihat ve Terakkî hükûmetinin gaflet ve cehâletleri, birçok aci felâketlere sebeb oldu. Trablusgarb’daki mahallî mukâvemet devâm ederken Balkan Harbi çikti. Ordunun hiçbir ciddî hazirligi ve istihbarati yoktu. Düsmanin sür’atle ilermesi karsisinda Selânik’i tehlikede gören Ittihat ve Terakkî hükûmeti, Sultân Abdülhamîd’i oradan Istanbul’a nakletmek tesebbüsünde bulundu. Sultân Abdülhamîd, ne sebeple Istanbul’a nakledilmek istendigini sorunca, kendisine karsi karsiya bulunduklari askerî tehlike nakledilerek, düsmanin Selânik’e yaklasmakta oldugu bildirildi. Pâdisâh’in dis dünyâ ile yillardan beri bütün alâkasi kesilmis bulundugundan olup bitenlerden haberi yoktu. Durumu ögrenince dehsete kapildi ve:

“–Gâlibâ siz kiliseler mes’elesini hallettiniz!..” diye hicranla haykirdi.

Ardindan bunu kendisine haber veren Râsim Bey’e büyük bir öfke ile:

“Râsim Bey! Râsim Bey!.. Selânik demek, Istanbul’un anahtari demektir! Ordumuz nerede, askerimiz nerede?.. Ecdâd kanlariyla sulanan bu topraklari nasil terkederiz? Biz buralari birakip gidersek, târih ve ecdâd bizim yüzümüze tükürmez mi?.. Birâderim Hazretleri, buranin tahliyesine râzi mi oldular? Nasil olur? Hayir, ben râzi degilim!… Yetmis yasimda olduguma bakmayin! Bana bir tüfek verin, asker evlâdlarimla beraber Selânik’i son nefesime kadar müdâfaa edecegim…” dedi.

Fakat kendisine Sultân Resâd’in selâmi ve ricâsi iletilince, bir Osmanli hânedâni mensûbu olmanin mes’ûliyeti ile Pâdisâh’in irâdesine boyun egmek zorunda kalarak Istanbul’a nakledilmeyi kabul ederken, büyük bir teessür içindeydi.

Dogruydu. Balkan kavimlerinin aralarinda bir ittifak kurulmasinin asil sebebi, kiliseler mes’elesinin halledilmis olmasiydi.

Oysa Abdülhamîd Han, Istanbul’da Balat’taki Rum ortodoks patrikliginin karsisina bunlarin Rum patrikligine muâdil ve onunla ayni hukûka sahib “erksahlik” adiyla Bulgar kilise riyâsetini te’sis etmisti. Patrikhâne demek olan bu müessesenin binasini da, bir gecede monte ettirmisti.

Bu surette Bulgar kilisesi, Sultân Abdülhamîd’in bu siyâsî manevrasi ile teessüs etmis oldu. Bu bir ihtiyaç oldugu ortaya çikinca, Bulgar ve Rumlar’in müstereken oturduklari yerlerde kavga basladi.

Gâfil Ittihatçilar, is basina gelince, “kiliseler kanunu” denilen bir kanun çikardilar. Rum ve Bulgarlar’in müstereken yasadiklari yerlerdeki kiliseleri onlar arasinda taksimi için nüfûs ekseriyetini esas aldilar. Sayim yaptilar. Hangi taraf ekseriyette ise kiliseyi hükûmet kuvvetlerini kullanarak o tarafa teslim edip kilisesiz kalan tarafa da iki sene içinde devlet parasiyla yeni bir kilise yaptirarak aralarindaki ihtilâfi bertaraf ettiler.

Bu surette kiliseler kavgasi hitâma erince, Bulgarlar ve Yunanlar, birkaç yil içinde dost olduklari gibi, ezelî düsmanimiz Sirplilar’i da yanlarina alarak Balkan Harbi’ni baslattilar.

Ittihat ve Terakkî hükûmetlerinin cehâlet ve hiyânetleri saymakla bitmez… Sultân Abdülhamîd Han’in artik yahûdî güdümüne girmis bulunan Ingiliz siyâsetine karsi Almanlar’i tahrîk etmesinin mâhiyyetini anlayamayan Ittihatçilar, Balkan Harbi’ni mütaakiben ortaya çikan I. Cihan Harbi’ne de Almanlar’in yaninda girmek ahmakligini gösterdiler. Hem de bir yahûdî emr-i vâkîsi ile…

Ittihatçilar, düsman tazyîkindan kaçiyormus gibi yaparak Çanakkale Bogazi’ndan içeriye giren Goben ve Breslaw isimli iki Alman zirhlisini gûyâ onlari satin aliyorlarmis gibi göstererek müttefiklerin protestolarindan kurtulmak istediler. Bu gemilerin filo kumandani Amiral Suson yahûdî asilli idi. Hususî bir tâlimatla hareket ediyordu. Gemi efrâdinin Istanbul’da sikildigini söyleyerek Karadeniz’e açilmak müsaadesi istedi. Artik Osmanli bayragi çekmis olan bu gemilere bir Türk kumandan tâyin edilmemisti. Amiral Suson, Karadeniz’de bir Rus nakliye gemisine taarruz ederek Osmanli Devleti’ni bu emr-i vâkî ile harbe soktugu zaman, bundan, Enver Pasa disinda hükûmet erkânindan hiç kimsenin haberi yoktu.

Henüz Balkan Harbi fâciasinin yaralari sarilmamisken sirf Almanlar’in yükünü hafifletmek maksadiyla Osmanli Devleti’nin hazirliksiz bir surette harbe dâhil olmasi, yikilisin en korkunç âmili olmustur.

Harbin sonu belli olmaya basladigi hengâmede, Sultân Abdülhamîd’i devirmekle hatâ ettiklerini nihâyet anlayabilen Ittihat ve Terakkî reisleri Enver ve Talat Pasalar, artik Beylerbeyi Sarayi’nda ikâmet etmekte bulunan mahlû (tahttan indirilmis) Pâdisâh’i ziyâret edip fikrini sordular. O koca Sultân, bir atlas getirterek onlara, Ingiliz sömürgelerini göstertti. Nüfûslarini yekûn ettirdi. Sonra Almanlar’in sömürgelerini sordu. Tâbi Almanlar’in sömürgesi olmadigi ortaya çikti. Sultân keder dolu bir hüzünle:

“–Su hesâbi da mi yapamadiniz?!. Hiç Ingiltere’ye karsi Almanlar’in yaninda harbe girilir miydi? Ben Almanlar’i Ingiliz emellerini dengelemek için kullandim. Bundan öteye birsey düsünmedim. Simdi fikrimi soruyorsunuz!.. Bu evvelce gerekliydi; artik çok geç!..” dedi.

Ikisi de nemli gözlerle sarayi terkederlerken:

“–Bizler böyle bir sultanin kiymetini takdîr edemedik! Ne büyük bir hatâya düstük!..” diyorlardi.

a
Çanakkale Harbi esnasinda düsman donanmasinin Marmara Denizi’ni geçebilecegi endisesi ile tedbir olarak pâdisâh ve hükûmetin Eskisehir’e nakli kararlastirilmisti. Abdülhamîd Han, durumdan haberdar olunca bunu büyük bir cesâret ve secâatle redderek:

“–Ben Fâtih Sultan Mehmed Han’in torunuyum!.. Hiçbir zaman Bizans imparatoru Kostantin’den asagi kalamam! Dedem Fâtih Istanbul’u alirken, Kostantin askerinin basinda savasa savasa ölmüstür. Birâderim nereye giderlerse gitsinler.. Fakat bilinmelidir ki, o ve hükûmet, Istanbul’dan ayrilirlarsa bir daha dönemezler. Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayi’ndan ayagimi disariya atmam!” dedi.

Nitekim O’nun bu kararliligi karsisinda pâdisâh ve hükûmet Istanbul’da kaldi. Böylece devletin daha o gün yikilmasi önlenmis oldu.

Son derece yogun, yorgun ve çileli bir ömürden sonra Abdülhamîd Han, yetmis yedi yasinda 10 Subat 1918′de rahmet-i Rahmân’a kavustu. Mekâni cennet olsun!.. Rahmetullâhi Aleyh..

Ulu Hâkan, 1918′de vefât ettigi zaman bütün magdur ve mazlûm millet yas baglamis, bütün Istanbul halki görülmemis mahserî bir kalabalikla O’nu dîvân yolundaki türbesine defnederek Âhiret’e yolcu ederlerken bazilari:

“Bizi birakip nereye gidiyorsun Ulu Hakan?” diyerek agit yakmislardir.

Kendisine karsi en çirkin ve siddetli muhâlefeti göstermis bulunanlar bile, zamanla ve arkasindan sökün etmis olan fâcialarin îkâziyla uyanarak nedâmet hislerini terennüm etmislerdir. Bunlardan biri olan filozof Rizâ Tevfîk’in de kulaktan kulaga yayilip meshur olmus bulunan Abdülhamîd-i Sânî’nin Rûhâniyetinden Istimdâd isimli si’rini dikkatlerinize sunalim:

Nerdesin sevketli Abdülhamîd Han?

Feryâdim varir mi bârigâhina?..

Târihler adini andigi zaman;

Sana hak verecek ey koca Sultan!

Bizdik utanmadan iftirâ atan;

Asrin en siyâsî Pâdisâhina!..

Pâdisâh hem zâlim hem deli dedik;

Ihtilâle kiyâm etmeli dedik;

Seytan ne dediyse biz “belî” dedik;

Çalistik fitnenin intibâhina…

Dîvâne sen degil, meger bizmisiz;

Bir çürük iplige hülyâ dizmisiz;

Sâde deli degil, edebsizmisiz;

Tükürdük atalar kiblegâhina!..

Nâdimlerden biri olan Süleyman Nazif de nedâmet hislerini söyle ifâde eder:

Kaç zamandir gelmemisken yâda biz;

Iste geldik Sen’den istimdâda biz;

Hasret olduk eski istibdâda biz!..

Filistin’in ilk mazlûmu Abdülhamîd Han’dir. Çünkü hal’i O’nun Filistin mes’elesinde yahûdî Teodor Hertzel’e mukâvemeti sebebiyle gerçeklesmistir.

Vefâti ile bütün Islâm âlemi âdetâ yetim kalmistir. Çünkü gerçek mânâsiyla hilâfeti ayakta tutan O idi. Kendisinden sonra -askerî gâileler sebebiyle- bir daha bu dirâyeti göstermek mümkün olmamistir. Gerçekten Sultân Abdülhamîd, 1900 yilinda Çin’de milliyetçi bir grup tarafindan Alman büyükelçisi Kettler katledilip büyük bir bati aleyhtari hareket baslayinca, “Boxer Isyâni” denilen bu hâdise dolayisi ile Wilhem’in kendisinden yardim istemesini bahane ederek oraya bir “nasîhat hey’eti” göndermis ve Pekin’de uzun müddet faâliyet gösterecek olan “Hamidiyye Üniversitesi” adiyla bir dînî tedris müessesesi kurmustur.

Yine Japonya’ya, tarihimizde “Ertugrul Fâciasi” diye bilinen bir ilmî hey’et gönderip Islâm’i oralara kadar yaymak ve hilâfet nüfûzunu âlem-sumül bir duruma getirmek yolunda yürüyen Sultân Abdülhamîd’in su Islâmci siyâsetinin sumül ve kuvvetini anlayabilmek için, Medîne-i Münevvere’ye kadar dösetmis oldugu demiryolu hattinin, devlet kesesinden bir kurus çikmadan sirf dünyâ müslümanlarinin yardimlariyla gerçeklesmis bulundugunu hatirlamak kâfîdir.

Sultân Abdülhamîd, o ileri görüslü insandi ki, Amerika’da horlanan zencilerin maruz kaldiklari zulümlerden istifâde ile onlari Islâm’a çekmek maksadiyla oraya propagandacilar gönderdigi ve bugünkü zenci-müslüman varliginin tesekkülüne âmil oldugu da bir gerçektir.

Oturdugu yerden dünyâyi fotograflarla tâkib eden ve bundan dolayi bugün kendisinden üç binden ziyâde albüm kalmis bulunan Sultân Abdülhamîd, zamaninda dünyâdaki bütün gelismeleri harfiyyen tâkib etmekteydi. Meselâ 1904 Rus-Japon harbinde dünyâda hiçbir Allâh kulu Japonlar’in gâlip gelecegine ihtimal vermezken O, uzak sarka gitmek üzere bogazdan geçen Rus gemilerinin, Sadrazam’ina geri dönmeyeceklerini söylemistir. Hattâ bu harbi meshur Pertev Pasa vâsitasiyla günü gününe tâkib ederek Ruslar’in Japonlar’a maglûb olmasinin kendi devleti hesâbina kazançli neticelerini devsirmekten geri kalmamistir.

Son söz olarak su husûsu belirtmeliyiz ki, Sultân Abdülhamîd, O’nun mübârek sahsiyeti, siyâsetinin incelikleri ve zamaninin dâhilî ve hâricî gâileleri böyle makale hacimli yazilara sigmaz… O umûm milletin müstehak oldugu musîbetleri bertaraf için bir beser tâkatinden umulmayacak derecede gayret gösterdigi hâlde, netice serîrlerin galebesi sûretinde tahakkuk etmisse, bunu kader perspektifinden bakmadikça anlamak mümkün degildir. Böyle bir dirâyet içinse, kendisinin su sözünü okuyucularimiza yardimci olabilecegi düsüncesiyle zikrederek yazimiza nihâyet verelim:

O, Hareket Ordusu’na karsi hareketsiz kaldigi yolundaki tenkidlere cevâben buyurmustur ki:

“–O gürûhun önünde Hizir -aleyhisselâm-’i görmesem, böyle yapmazdim!..”

Abdülhamîd Han’in dindarligi, hizmetleri, merhameti, zekâsi ve kâbiliyeti destanliktir. O’nun ihlâsini su hâtira ne güzel ifâde eder:

Sultan Abdülhamîd Han, âcil bir is zuhûr edince, gecenin hangi vakti olursa olsun uyandirilmasini ister, ertesi güne birakilmasina rizâ göstermezdi. Bu hususda mâbeyn baskâtibi Es’ad Bey, hâtirâtinda söyle demektedir:

“Bir gece yarisi, çok mühim bir haberin imzâsi için Sultân’in kapisini çaldim. Fakat açilmadi. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldim, yine açilmadi. diye endiselendim. Biraz sonra tekrar çaldim; bu sefer kapi açilarak Sultân, elinde bir havlu ile kapida göründü. Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm etti:

“Evlâd! Bu vakitte çok mühim bir is için geldiginizi anladim. Kapiyi daha ilk vurusunuzda uyanmistim, ancak abdest aldigim için geciktim; kusura bakma!. Ben bu kadar zamandir milletimin hiçbir evrakina abdestsiz imzâ atmadim… Getir imzâliyayim!..” dedi.

Ve “besmele” çekerek evrâki imzâladi.”

Hattâ zevcesi, Abdülhamîd Han’in bu husûsiyetiyle alâkali olarak, O’nun yataginin basinda dâimâ temiz bir tugla bulundurdugunu ve bununla yataktan kalktiginda çesme mahalline kadar abdestsiz yere basmamak için teyemmüm aldigini, sebebini sordugunda da kendisine:

“Bunca müslümanlarin halîfesi olarak, biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, ümmet-i Muhammed bundan zarar görür!..” dedigini nakleder.

Mâbeyn kâtiplerinden Abdülhamîd Han baglilarindan olmayan birisi de hâtirâtinda su câlib-i dikkat hâdiseyi anlatir:

“Bir aksamdi. Mâbeynde nöbetçi olarak ben kalmistim. Gelen mektub, telgraf, rapor ve tezkerelerin listesini tertibleyip huzûra çikmak üzre iken bir telgraf geldi. Istanbul Lâleli Postahanesi me’mûrlarindan birinin Hünkâr’a çektigi bir telgrafti bu:

Bîçâre me’mur, karisinin o gece dogum yapacagini ve dogumun da tehlikeli olacagina dâir doktorlarin îkâz ettigini, fakat elinde hiçbir imkân bulunmadigini, bu sebeple merhamet-i sâhâneye sigindigini, bildiriyordu.

Ben de bunu pek kayda deger görmeyerek zât-i sâhâneye verecegim listenin içerisine almadim.

Ancak huzûrda, Pâdisâh âdeti üzere herseyi ayri ayri gözden geçirdikten sonra ilâve etti:

“–Baska birsey var mi?”

“–Kayda deger birsey yok efendim!” dediysem de Sultân’in israrla suâlini tekrarladi ve:

“–Sen kayda deger saymadigini da söyle!” dedi.

Bunun üzerine mâlum telgraftan bahsettim. Arza degmeyecegini düsünerek listeye almadigimi bildirdim. Hüzünlenerek tâlimat verdi:

“–Hemen getiriniz!”

Saskin bir vaziyette telgrafi getirdim. Sultân, orada yazilanlari dikkatle okudu. Ardindan düsündügümün tam aksine derhal saray doktorunu çagirtarak bana döndü:

“Derhal beraberce Lâleli’ye gidiniz ve dogum yapacak olan kadincagiza gerekli müdâheleyi yaptiriniz!” diye ferman buyurdu.

Sultân’in bu emri üzerine saray doktoru ile o memurun evine gittik. Vazîfemizi yerine getirip hastaneden döndügümüzde ise, vakit sabaha yaklasmisti. Saraya girince, kapinin sesinden bizi farkeden Sultân, perdeyi araladi ve eliyle “gelin” diye isâret etti.. Odasinin isiklari yaniyordu. Demek ki, sabaha kadar ibâdet ve duâ ile mesgul olmustu.

Hemen huzûruna girdik. Neticeyi sordu. Oldugu gibi anlattim:

“–Sultânim, dogum bir hayli müskil oldu. Ancak mütehassis doktorlarin gayretleri ile hasta kurtuldu elhamdülillâh.. Bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Adini da Abdülhamîd koydular. Sabaha kadar gözyaslari içinde zât-i âlînizin ömür ve devletlerine duâ ettiler…”

Bizi ayakta dinleyen milletin merhametli babasi olan Hünkâr, bu durum üzerine rahatlayarak derinden bir “elhamdülillâh” dedi. Sonra paravananin arkasina geçerek iki rek’at namaz kildi.

Osmanli Devleti’nin 620 senelik san ve seref dolu târîhini sâir ne güzel hulâsa eder:

Kimdim?
A’sâra sorarsan, beni söyler sana kimdi?

Bir baska denizdim, kürenin rub’u benimdi!..

Mermîler, alevler beni bir kal’a sanirdi,

Efserlerin enkâzi uçar, dalgalanirdi…

Cevvâl atimin kanli, kivilcimli izinde,

Bir umk idi aksim ebediyyet denizinde.

Çarpardi gögün kalbi hilâlin avucunda,

Titrerdi yerin tâlii mermîmin ucunda…

A’sâr elimin çizdigi mecrâdan akardi,

Üç kit’ada magrûr atimin izleri vardi…

Fevkinde uçarken o nesîbin, bu firâzin,

En sanli hükümdâr-i hurûsânina arzin

Tek bir nazarim berk-i inâyetti, keremdi;

Iklîli hediyyemdi, ekaalîmi hibemdi…

……..

Dünyâ bilir iclâlimi, “ben böyle degildim!”

SULTAN MEHMED REŞAD

Babasi : Sultan Abdülmecid
Annesi : Gülcemal Kadin Efendi

Dogumu : 2 Kasim 1844

Vefati : 3 Temmuz 1918

Saltanati : 1909 – 1918 (9) sene

Besinci Mehmed Resad Istanbul’da dogdu.Orta boylu, mavi gözlü ve beyaz tenli idi. Siirle de mesgul oldu. Fakirlere ve hastalara çok yardim ederdi. Tarih kitaplarini okumaktan zevk alirdi. Çok kuvvetli bir hafizaya sahipti.Babasi onun tahsiline cok ehemmiyet verdi.Daha ziyade sark ilimleri ile mesgul oldu.Sultan Devrinde idareye hiç tesiri olmuyordu.Daha ziyade devlet pasalarin ellerindeydi. Mesrutiyet ilân edilmis ve Meclis-i Mebusan karari müessir olarak bulunuyordu.Bu devirde 1910 senesinde Arnavutluk isyani bastirildi. 1912′de Balkan Harbi basladi.1914′de Almanlarin safinda, Birinci Dünya Savasina girildi. 1915′de Müttefikler hemen bütün taarruzlari durdurdu. Ingilizler ve Fransizlar Çanakkale’de 130.000 ölü verdiler.1916′da Çanakkale’yi geçemiyeceklerini anlayan Ingiliz ve Fransiz kuvvetleri çekildiler.1917′de yapdan antlasma ile Rusya, Kars,Batum ve Ardahan’dan çekildi. 1918 senesinin Temmuz ayinda Besinci Mehmed Resad vefat etti. Vefatinda 73 yasini geçiyordu. Eyüp Sultan’daki türbesine gömüldü. (Allah rahmet eylesin)

Erkek çocuklan : Mehmed Necmeddin,Mehmed Ziyaeddin, Ömer Hilmi.

Kiz çocugu olmamistir.

SULTAN VAHİDETTİN
Babasi : Sultan Abdülmecid
Annesi: Gülistü Kadin Efendi

Dogumu : 2 Subat 1861

Vefati : 15 Mays 1926

Saltanati : 1918 – 1922 (4) sene

——————————————————————————–

Mehmed Vahidüddin de Istanbul’da dogmustur. Orta boylu, zayü fakat kuvvetli bir vücudu vardi. Kiymetli ulema tarafindan iyi bir tahsil yaptirildi.Tahta çiktiginda Osmanli Devleti en kötü günlerini yasiyordu. Birinci Dünya Savasinda kendi cephelerimizde gâlip gelmemize ragmen yenik çikmistik. En agir sartlari ihtiva eden Mondros ve Sevr anlasmalari yapildi. Devletin tamamen elden çiktigini gören padisahin yüksek seviyede bir gizli toplanti yaparak zamaninin kabiliyetli subaylarina, Anadolu’ya geçip milleti istilâcilara karsi ayaklandirip teslim olmamalarini tavsiye ettigi söylenir. Anadolu’da Milli kiyam harekâti oldu. Milli Meclis tesekkül etti. Yeni meclis Padisahligi kaldirarak, Cumhuriyet idaresini kabul etti. Zaten Istanbul isgal altinda idi.Padisahin elinde ne bir kuvvet ve ne de bir selâhiyet vardi. Padisahligin kaldirilmasi ve Osmanli Hanedanina yapilan tenkitlerin son hadde varmasiyla Istanbul’dan, dolayisiyle Türkiye’den ayrildi. 641 senelik Osmanli Hanedaninin son üyesi, son padisahi ve müslümanlarin yüzüncü halifesinin bu ayrilisinda sene 1922 idi. Avrupa’nin bir çok yerlerine ugradi. Pek çok yerden oturma teklifi aldi. Fakat hiç kimsenin gizli gayesine alet olmadi. Nihayet Italya’nin San Remo sehrinde oturmaya karar verdi. Vefatina kadar orada kaldi. Hayati maddi sikintilar içinde geçti. 15 Mayis 1926 tarihinde vefat etti. Cenazesi Türkiye’den istenmedigi için Türkiye’ye getirilemedi. Borçlari bulundugundan tabutuna haciz kondu. Suriye Devlet Baskani cenazeye sahip çikti ve tabutu Suriye’ye getirtti. Sam’da Sultan Selim Camii avlusuna defnedildi. Vefatinda 65 yasinda idi. Defnedildigi mezarlik 1965 senesinde park haline getirildi. Simdi mezarinin da kat’i olarak nerede oldugu belli degildir. (Allah rahmet eylesin). Son padisahin Seyhülislamlari: Musa Kazim Efendi, Dagistanli Ömer Hulusi Efendi, Hayderi Zâde ibrahim Efendi, Mustafa Sabri Efendi, Dürri Zade Abdullah Efendi, Medeni Mehmed Nuri Efendi.

Sadrazamlari : Talat Pasa, Izzet Pasa, Ahmed Tevfik Pasa,Damad Ferid Pasa, Ali Riza Pasa, Hulusi Salih Pasa ve Tevfik Pasa.

Erkek çocuklari: Mehmed Ertugrul Efendi.

Kiz çocuklari: Rukiye Sultan, Sabiha Sultan,Fatma Ulviye Sultan.

 

 

 

 

osnmali padisahlarinin isim listesi Osmanlıda Kaç Padişah Vardı? Osmanlı Padişahlarının Sırasıyla İsimleri


Yorumunuzu Yazın

Yorum Ekleyebilirsiniz yada Yorumlara Abone Olabilirsiniz. Abone olmak icin tikla via RSS.

Yorum İçinde Sadece Aşağıdaki Html taglarını kullanabilirsiniz.
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>