Sponsorlu bağlantılar


AnaSayfa » İslami - Dini Konular

Peygamber Efendimize Yazılan En Güzel Şiirler

16 Nisan 2013 Hiç Yorum Yapılmamış

Bu sene de Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri tüm dünyada kutlanmaya başladı. Yüzlerce kişi tarafından selat-u selamlar,salavatlar okunup Peygamberimize gönderiliyor. Bu hafta içinde yapılan programlarda birbirinden güzel şiirler,naatlar okunuyor. Peygamberimize Yazılan En Güzel Şiirler

Peygamberimize Yazılan En Güzel Şiirler

Bu sene de Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri tüm dünyada kutlanmaya başladı. Yüzlerce kişi tarafından selat-u selamlar,salavatlar okunup Peygamberimize gönderiliyor. Bu hafta içinde yapılan programlarda birbirinden güzel şiirler,naatlar okunuyor.

Bizde sizlerle o güzel şiirlerden,naatlardan birkaçını paylaşıyoruz.

Naat
Seccaden kumlardı..
…………………………..
…………………………..
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı! .

Mescit mümin, minber mümin…
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”..

Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı…
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya Muhammed,
– uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından…

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi…
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı…
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün…

Elçi geldin, elçiler gönderdin…
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!

Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi…
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği…
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir…
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi…
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi…
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar…
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar…
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!

Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı…
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır…
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad…
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Arif Nihat Asya

YAĞMUR

Vareden’in adıyla insanlığa inen Nur

Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından

Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur

Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından

Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat

En müstesna doğuşa hamiledir kainat

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım

Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü

Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü

Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde

Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin

Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla

Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin

Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla

Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak

Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım

Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü

Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü

Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe

Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

Nurullah Genç

BEN SENi GÖRMEDEN SEVDiM EFENDiM

Ey bizlericin gönderilen son PEYGANBER

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Hic kimse sevilmedi senin kadar

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Veysel Karani olamasamda

Kapina yüzümü süremesemde

Rüyamda hayalin göremesemde

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Ebubekir Siddik olamasamda

Yunus Emre gibi yanamasamda

Rüyamda hayalin göremesemde

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Heran dilimdedir mübark adin

Sana gelemedim icimde yangin

Ahirettir benim enson duragim

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Tek bir dilegim var yüce ALLAH tan

Cennette seninle görüssem biran

Doya doya bakip kokun koklasam

Ben seni görmeden sevdim EFENDiM

Yâ Nebî, şu hâlime bak!

Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahranın;

Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın!

Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;

Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum.

?Tahammül et!? dediler? Hangi bir zamana kadar?

Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!

Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;

Önümde durmadı artık, ne hânümân, ne ocak?

Yıkıldı hepsi? Ben aştım diyâr-ı Sûdân?ı,

Üç ay ?Tihâme!? deyip çiğnedim beyabanı.

Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada;

Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdada:

Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;

Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!

İrâdem olduğu gündür senin irâdene ram,

Bir ân için bana yollarda durmak oldu haram.

Bütün heyâkil-i hilkatle hasbıhâl ettim;

Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!

Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü?

Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?

Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir?

Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?

Beş altı sineyi hicran içinde inleterek,

Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?

Demir nikaabını kaldır mezâr-ı pâkinden;

Bu hasta ruhumu artık ayırma hâkinden!

Nedir o meş?ale? Nurun mu? Yâ Resûlallâh!?

Mehmet Akif ERSOY

Sen Yoktun

Sen yoktun…

Hz Adem’deydi nurun

Önce cenneti,

Sonra yeryüzünü şereflendirdin.

Adem nuruna affedildi

Arafat bu affa şahitti.

Sen yoktun

Nuh’un gemisindeydi Nurun…

Dalgalar yeryüzünü boğarken

Toprağın bağrındaki su

Gökyüzüyle buluşurken

Ve bu bir ilahi azap derken,

Allah nurunu taşıdı binbir sebeble

Tufan,nurunu selamladı edeple…

Sen yoktun…

Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun

İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden

“Rabbimiz” dedi,

” Onlara kendi içlerinden

Senin ayetlerini okuyacak

Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,

Onları temizleyecek bir elçi gönder “;

Amin dedi on sekiz bin alem

Nurunla aydınlanan minicik ellerini

Semaya kaldırarak

Amin dedi İsmail.

Sponsorlu bağlantılar

Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı

Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı

Sevr dağında.

Sen yoktun Sultanım…

Hz.İsa Ahmed diye muştuladı seni

Alemlerin efendisi diye sana seslendi

” Artık ben sizinle çok söyleşmem “dedi havarilerine

Çünkü bu alemin reisi geliyor…

Bekleyin Ahmed geliyor

Kainata Rahmet geliyor…

Havarilerin yüzünü okşayan, ölüleri dirilten bir nefes oldun.

Ama sen yoktun.

Sen yoktun….

Hz.Abdullahın alnındaydı Nurun

Başı eğik gezerdi mazlum

Put eyle göklerden seni sorardı

Varaka seni arardı sema’da

Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.

Ağlayarak süslediler ölüme!…

Ağlayarak ?hadi dayına gidiyorsun? dediler.

Sen yoktun Sultanım…

Canlı canlı toprağa gömülmenin adı idi dayıya gitmek,

Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliği idi,

Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi.

En son çocuk atılırken çukura,

Annesinin suretinde bir melek tuttu onu

Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi

Melekler süslüyordu Hira’yı,

Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur

Efendisine hazırlanıyordu Mekke

Alem, efendisine hazırlanıyordu.

Kainatın gözü Hz.Amine’deydi

Toprak yalvarıyordu Rabbine…

Gel diye ağlıyordu mazlumlar

Gözleri Sema’da

Ve bir gelişin vardı Ya Resülallah

Bir inişin vardı yeryüzüne

Ve cebrail ardında yalın kılıç melekler

Bir inişin vardı yeryüzüne

Yetimler en huzurlu geceyi geçirdiler belki de…doya doya.

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini

Herşey sus pus olmuştu.

Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu Ay,

Kainat bir isim duymak istiyordu

Ve bir ses yükseldi Amine?nin evinden

Muhammed…

Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini

Muhammed…

Seni yaratan Allah’a kurbanız Ey Dürr-i Yekta…

Sana O adı veren Rahman?a kurbanız.

Artık sen vardın…

Susuz topraklara rahmet indi seninle

Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle

Yağmura mı ihtiyaç var?…

Kaldır şehadet parmağını…

Yağmuru salsın Allah

Sonra tut ağacın yaprağını

Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.

Yeter ki sen iste

Sen iste Ya Resülallah

Deki; ben kimim?…

Dağlar, taşlar dile gelsin…

Dilsiz çocuklar ellerinden tutup “ente resülallah” desin.

Sen vardın…

Bedir kârdı,

Uhud dardı,

Hendek yardı,

Yiğitlerin vardı.

Ölmek için yarışan yiğitlerin

Hele bir Enes’in vardı Ya Resülallah

Uhud’da öldüğünü duyunca arkadaşlarına;

” Niye burada oturuyorsunuz ? ” diye sordu…

Onlarda ;” Allah’ın resül-ü öldürülmüş ! ” deyince…

” Peki O öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız,

Kalkın ve O’nun gibi ölün.” demişti.

Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.

Hem de ne şehit Ey Nebi…

Vücudu yaralardan tanınmaz halde idi

Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu…

Musab bin Umeyer’in vardı senin…

Uhud’da sancağını taşıyan, öyle bir aşkla sana bağlıydı ki!…

Allah o gün meleklerini Musab’ın suretinde indirdi.

Ebu Hureyre’n vardı…

Acıkınca mescidin önünde durur

Sana bakardı, sen anlardın.

” Ya Ebahir!..gel ” derdin.

Ve sen gittin…

Bir gidişle gittin.

Ardında hüznün kaldı,

Hasretin kaldı göklerde,

Bilal ezan okuyamaz oldu

Ne zaman teşebbüs etse

” Muhammed resülallah ” demeye…

Dizinin üstine çöker kendinden geçerdi.

Sonra günler ay, aylar yıl oldu.

Asırlar oldu…

Sensizliğe açtık gözlerimizi

Ama sen bırakmazsın bizi!…

Sen varsın…

Ey şehitlerin Sultanı sen varsın

Bir şehit bile ölmezken

Sana nasıl yok deriz.

Ebu Talip Şam’a giderken,

devesinin önüne geçip;

” Beni burada kime bırakıp da gidiyorsun ” demiştin

” Ne anam var ne babam…”

Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden

Sensizliğin ızdırabı ile inleyen

Ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Resülallah

Bırakma bizi ki ; Allah ” Sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz.” buyuruyor.

Bırakma bizi !…

Hayatı seninle öğretti Rahman

Kulluğu seninle tanıdık

Duayı senden öğrendik sevgili,

Hz.Ömer umre için senden izin isteyince,

Kardeşcik dedin ona;

” Duanda bana da yer ayırır mısın ? ”

Bizler Ömer değiliz ama bütün dualarımız senin için.

Ey Rabbimiz!…

Resülünü anışımızdan haberdar et…

O’na binler salat,binler selam…

Habibine Makam-ı Mahmud-u ver…

O’na Vesile-i lütfet…

O’nu Refik-i Ala’ya yükselt….

Bizi de affet…

O’nun hatırına affet…

Zatının hatırına affet…

Ne olur affet bizi…

Bizi affet….

Dursun Ali Erzincanlı

peygamberimize yazilan siirler1 300x225 Peygamber Efendimize Yazılan En Güzel  Şiirler


 

  • Bu Yazı Hakkında
  • Etiketler
  • Benzer Konular
Bu yazı 16 Nisan Salı 2013 saat 13:03 tarihinde İslami - Dini Konular kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz.

Yorumunuzu Yazın

Yorum Ekleyebilirsiniz yada Yorumlara Abone Olabilirsiniz. Abone olmak icin tikla via RSS.

Yorum İçinde Sadece Aşağıdaki Html taglarını kullanabilirsiniz.
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

85 1,877