Sağlıklı yaşlanıp zinde ve formda bir hayat sürmenin amacı, “daha az hastalanmak” ve kısmetinizde varsa “daha uzun yaşamak”tır.

Yaşlanma üzerine yapılmış bin araştırma varsa, 999’u şunu gösteriyor: Bir; iyi yaşamak ve güzel yaşlanmak istiyorsanız her şeyden önce beslenmenize dikkat edin. İki; mutlaka aktif, hareketli bir hayat sürün.
İyi yaşlanmanın iyi beslenmeyle ilişkisini şimdiye kadar “daha çok yemek” şeklinde anladık, yani yanlış yaptık. Çünkü bu çok olumsuz sonuçları olan ciddi bir yanılgıydı.
NE YAPMALI?

Kalori kısıtlaması kan şekerini düşürdüğü, insülin dalgalanmalarını engellediği için damarlara adata bir ilaç gibi geliyor.
Kalori kısıtlaması, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Vücudun kolesterol, trigliserid ve diğer yağlarla ilgili dengelerini iyileştiriyor. Kan basıncının yükselmesini önlemede de önemli katkılar sağlıyor. Tabii ki kilo kazanımını azalttığı için de önemli bir faydası var.
Eğer iyi yaşlanmak istiyorsanız, hangi yaşta olursanız olun “aşırı beslenme” veya “gereksiz yere kalori tüketme” yanlışından hemen vazgeçin.
Ve yukarıda söylediğimiz şu cümleyi kulağınıza küpe yapın: “40’ından sonra can boğazdan gelmez, olsa olsa gider!”
Daha çok yemek yalnızca kilo aldırmakla kalmıyor, kan yağlarını yükselttiği, şeker hastalığına zemin hazırladığı, kan basıncını artırdığı, bağışıklık sistemini baskıladığı, kısacası vücutta iyi yaşlanmak adına ne kadar fonksiyon varsa hepsini zora soktuğu için tersine zarar bile verebiliyor.
“İyi beslenmek, protein, karbonhidrat ve yağları dengeli kazanmak, mineral, vitamin ve antioksidan yüklü besinleri daha sık tüketmek, besin seçimi yaparken temiz, kimyasallarla kirlenmemiş, taze, doğal olanlarını yemeye çalışmak…”
Bunların tümü önemli ama en az bunlar kadar önemli olan bir şey daha var: Kalori kısıtlaması!
Çok yaygın bir deyimimiz var: “Can boğazdan gelir”. Oysa, bu “ye yavrum ye!” yaklaşımı her yaş için (genç de olsanız) aslında yanlış ve tehlikeli bir anlayış. Özellikle yaş 40’ı geçince, hele bir de 50’ler virajına girince “can boğazdan gelmiyor, gidiyor!”.
Eğer yaşlanmanın yavaşlatılması, daha sağlıklı ve kaliteli hale getirilmesi için kutsal bir formül arıyorsanız, bunun birinci maddesinin “daha az yemek” yani kazanılan kalorileri kısıtlamak olduğunu lütfen unutmayın.
Biz yaşlandıkça bedenimizin kalorileri yakma, taşıma, depolama ve işleme yeteneği de azalıyor. Bu nedenle yaşımız ilerledikçe vücudumuza giren her kalorinin değerini sorgulamamız gerekiyor. Biz kalorileri kısıtladıkça metabolizmamız daha az yükleniyor. Daha az sayıda serbest radikal oluşturuyor ve metabolizmamız daha verimli çalışıyor.
Balık da yiyin!

Çok sık yazıp çizsek, faydalarını çok sık tekrarlasak da halkımız yeteri kadar balık yemiyor. Bu, biraz balıkla tanışıklığımızın yeni olması (eğitim eksikliği) biraz da balık üretimimizin azlığı (ve belki de balığı sevmememiz) ile ilgili bir sorun olmalı. Ayrıca balık yemek denince aklımıza genellikle arada bir yapılan “rakı-balık muhabbetleri” geliyor.
Tavuk tüketimi açısından da yüz güldürücü durumda olduğumuz söylenemez. Özelikle son birkaç yıldır tavuk üretiminde antibiyotikler, hormonlar ve diğer bazı kimyasalların kullanıldığının sıkça konuşulması doğal olarak hepimizde tavuk etine karşı bir tereddüt oluşturdu.
Biz kırmızı et yemeyi seviyoruz daha çok. Özellikle de kebaba bayılıyoruz. Evimizde “et” yoksa canımız sıkılıyor. Özellikle kadınlar “etsiz yemek pişirmek” konusunda isteksiz davranıyor.